Fotoğraf: Süreyya Yılmaz Dernek
Tarzını çözemediğimiz, dünya basının sıkça ele aldığı Gaye Su Akyol ile arabeskten bilinmezliğe doğru acayip bir sohbet gerçekleştirdik…

6681592Yerli bir festivalde sahne sahne gezerken kalabalığı takip ettim. Sislerin içinde ufak tefek bir kadın derinden gelen sesiyle hüzünlü bir şarkı söylüyor. Müziğine arabesk, punk, pop ne desem bilemiyorum ama sözleri arabeskvari geliyor: “Rakıyı sensiz içeyim diye, köprüyü yalnız geçeyim diye, küllenip biteyim diye, sevdirdin kendini biliyorum…” Yanımdaki adama dönüp “Kim bu?” diyorum, bana nasıl bilmezsin dercesine bakıp “Gaye Su Akyol” diyor. İlk o zaman fark ettim onu ama itiraf ediyorum, şarkıları içimi öyle kararttı ve beni mutsuz bir hisse sürükledi ki uzaklaştım. Ama yıllar içinde Gaye Su Akyol’u anlatmayan, şarkı sözlerinden bahsetmeyen kalmadı etrafımda. Hayal Gazinosu adında bir konser verdi, parıltılı ışıltılı kaplan kafası, cübbeli adamlar, salınan Gaye ve yine ilginç şarkıları. Kulak verdikçe de seni sarıyor. Kimisi ona “Yeni nesil arabesk” diyor ama Gaye Su pek sevmiyor bu kalıpları. Caz festivalinde bile en çok rağbet gören o… Özgeçmişine bakıyorum antropoloji okumuş, ressam, söz yazarı ve şarkıcı. Antropoloji belli şarkılarındaki tespitleri yapmasında epey etkili. Fantastik biri… Uzay merakı, resimleri, kostümleri. Dünya turnesi başlamışken İspanya’ya gitmeden önce Kadıköy’de buluştuk ve Gaye Su Akyol ile arabeskten bilinmezliğe doğru acayip bir sohbet gerçekleştirdik.

Dün bir caz festivalinde sahne aldın ve tek ‘sold out’ konserdi. Hem de tam anlamıyla caz yapmadığın halde…
Yaptığımız müziğin tanımsızlığı hem güzel hem de kafa karıştırıcı. Ben etiketleri ya da türleri, sadece kapitalizmin ürünü daha tüketilebilir hale dönüştürmek için kullanıldığını düşünüyorum. Tür belirtmek, o müziğin kimler tarafından tüketilebileceğini belirtmek gibi. Yaptığım müzik türler arası bir yolculuk gibi, eriyip birbirine geçen bir sürü çeşit var. Ondan bir tarafı da caza değiyor. Rock festivalinde de çalarız, öbür gün bir avangart arabesk festivali yapılırsa orada da… Sold out olmuş, doğru, niyesini bilemiyorum.
■ İnsanlar senin arabesk müzik yaptığını düşünüyor genel olarak. Yeni nesil arabesk…
Tek bir türün içine sığdırmaya çalıştığında kafa karıştırıcı oluyor. Bulunduğumuz kültür, 80’lerden sonra çok fazla arabesk ögelerle doldu. Geçmişine, 1900’lerin ortalarına baktığında doğuda Arap radyo frekanslarının çekmesiyle oradakiler arabesk dinlemeye başladı. Türk radyoları çekmiyordu… O insanlar büyük şehirlere göç etmeye başladığında olaylar gelişti. Çok acılar yaşamış toplumuz, arabesk de bu acıların en saf haliyle ifade biçimi. Ondan bana arabesk denmesi koymaz. Ama sen başlık olarak böyle bir şey yazarsan mesela insanları yönlendirmiş olursun, biraz da yanlış yönlendirmiş oluruz. Herkes kendi vizyonuna göre müziğime yakıştırmada bulunuyor.
■ Mesela…
Avrupa’ya gittiğimde BBC World diyor ki “İstanbul’un yeni sesi, türler arası yeni bir geçiş var.” Rolling Stone bambaşka bir şey diyor… Punk diyen de var, Türk müziğinin post punk’ı demişti bir Fransız gazetesi. Mantıklı, o tür ögeler var. Yurtdışındaki birkaç röportajımda “İsterseniz Turkish art rock diyebilirsiniz” demiştim. Türkçe tam bir karşılığı da yok aslında… Bunun adını koyabilecek şey, müzik tarihinde bulacağı yerdir. Her dönemin kültür polisi vardır, yeni bir şeye ilk tepkiyi verir, zamanla en büyük fanatiklere dönüşür.
■ Söz ettiğin kültür polisleriyle karşılaştın mı hiç?
Genelde genellemelere bayılmam. (Gülüyor…) İnsanların yeni bir şeyi sevmemelerini anlıyorum. Yeni olan her şey riskli ve yabancı geliyor, ondan bu tavırlar. Kendine daha çok güvenen insanlar karşılarına yeni bir şey geldiğinde daha iyi değerlendiriyor. Ben hem kökleri hem de geleceği umursayan fikirlere yakın hissediyorum kendimi. Bunu yapabilenler her zaman hırpalanmışlar. Sonra birileri kabul etmeye ve sevilmeye başlıyor. Ama çoğu cevheri olan insan bu hırpalanma sürecinde yenik düşüyor.

gaye su akyol
‘KENDİ DESTURUNU BULANLARA İHTİYACIMIZ VAR’
■ Seni çok seven de var, sevmeyip çok eleştiren de...
Herkesin seni sevmesini istemek büyük yanılgı. Bu insanın elini kolunu bağlar. Birileri senden nefret edecek, birileri de sana bayılacak. Herkesin seni sevmesi çok kâbus bir şey. Herkes seni seviyorsa bir şeyi yanlış yapıyorsundur. Her fikre ve değere karşı politik bir yaklaşımın vardır ve kendini sevdirmek için öznel değerlerinden ödün veriyorsundur. İnsanın kendi biçimini bulmak için yola çıkması, o riski alması gerekir. Hayatta iki yolun var; ya içindeki cevheri görmezden gelip başkalarının onayı için yaşayacaksın ya da eleştirilerini görmezden gelip kendi hikâyeni yazacaksınız. Kendi hikâyesini yazan insanlara, kendi desturunu bulanlara ihtiyacımız var.
■ Sana kendi hikâyeni yazma cesareti veren nedir?
Birilerinin beni beğenmesi ya da beğenememesi bir noktadan sonra umurumda olmamaya başladı.
Müziğinizi seven ama sizi sevmeyen ya da tam tersi olanlar da var.
Bir noktada insanları yakalıyorsunuz. Bu insanlar sende ne yakalıyor olabilir?
Hiç bilemiyorum. Herkesin öznel kainatında dokunduğum neresiyse onunla ilgili. Sadece gerçekten içimden geldiği, aktığı şekilde yaşıyorum. Bak kendimle ilgili bir şey söyleyeceğim sana. Bunu da bana psikoloğum söyledi. Dedi ki “Senin dünyevi olaylarla ilgili zaten bir sıkıntın yok. Senin derdin tekabülle ilgili”. Bu benim, mükemmel değilim. Bambaşka biri gibi davranmaya çalışmıyorum. Ondan ya seviyorlar ya da sevmiyorlar.
Antropoloji okudun, resim yapıyorsun ve şarkı yazıp söylüyorsun. Şimdi ağırlıklı olarak müzikten yürüyorsun.
Neden müzik? (Gülüyor…) Şu popüler soru…
■ Aslında evet, onca seçeneğin varken…
Antropoloji okudum ama “Antropoloğum” diyemem, işini çok iyi yapanlara saygısızlık olur. Olayların başladığı yere dönersem; sanırım 5-6 yaşlarındayım. Her yaz 1 ay Trabzon’a giderdik, babamın memleket ziyareti. O zamanların birinde etrafıma köydeki çocuklar toplanmıştı, “Size şarkı yapayım mı?” dedim. Onlar da “Yap” dedi. Sonra “Şarkı neyle ilgili olsun?” dedim, biri “Çimen” dedi. Hiç düşünmeden bir şarkı söylemeye başladım. O kadar şaşırdılar ki… Çok içgüdüseldi. Bu kadar heyecanlanacak bir şeyse iyi bir şey yapıyorum diye düşündüm. O anı hatırlıyorum. Böyle anlar sonunda bugüne kadar geldi. Müzik ağırlıklı gibi görünüyor olabilir ama aslında yapmak istediğim her şeyi yapıyorum.
■ Sırada ne var o halde?
Bir kitap projesi var. Bir kitabevinin önerisiydi. Fantastik bir iş olacak, ben yazacağım. Ve o kitabın müziklerini de yapacağım. Sürprizli bir şey olacak. Biraz kainat gezisi gibi… 2018’de çıkması planlanıyor.

‘Toplumsal çıldırmalar sanatsal kutlamalarla sona eriyor’
■ Sahne tasarımların bambaşka oluyor. Bir keresinde kocaman parıltılı bir kaplan kafası vardı. Hayalindeki sahneyi merak ediyorum.
Söz ettiğin Hayal Gazinosu konseptli konserdeydi. Onda hayalimdekini biraz yakaladım. Adamlarımız cübbeli… Arkada paralel kainattan ışınlanmış görüntülerim vardı falan. Paramız oldukça sahneyi uçuracağım. Benim şöyle bir cümlem var ki bunu gelecek albümümde kullanacağım, “İstikrarlı hayal hakikattir”. Gerçekleşmese bile kafanda yaşayıp duruyor.
Şimdi burada röportaj gereği konuşuyoruz ama sohbet etmeyi sever misin? Suskun birine de benziyorsun…
Böyle şeylere bayılmıyorum ama sohbet zevkliyse elbette hoşuma gidiyor. Kimi zaman konuşmanın ötesinde iletişim türleri var. Mesela biriyle bazen sessiz kalabilmek çok daha iyi bir iletişim olabiliyor.
Antropolog Gaye Su’ya soracak olursam, senin de içinde bulunduğun bu dönem müziği, sanatı yıllar sonra nasıl anılabilir?
Çok şey üretiliyor bir kısmı çöp, bir kısmı değerli. Her dönemde olduğu gibi… 10 yıl önceye göre alternatif çabalar sayıca fazla. Bu da Peyote döneminden kalma bir dalgalanma… Alternatif müzik yapanlar orada yükseldi. Ama pop her zaman pop işte. 70’lerde uyarlamalar ve beste kalitesi daha iyiydi şimdi çoğu çöp. Kültürel olarak ülke erozyona uğradı, 80’ler itibarıyla ve küllerinden doğdu ve bu hep tekrarlandı. “Pop dandik” demek de doğru gelmiyor, kimseyi aşağılamayalım. İleride de böyle şeyler olacaktır. Önemli olan nitelikli olanları desteklemek. Mesela cebinde milyonları varken davetiye isteyip içeride 10 kokteyl içmeyecek, biletini alacak.
Söz ettiğin küllerinden doğma evresinde ülkede yaratıcılık her alanda minik artçılar gösteriyor gibi gelir bana. Ne dersin?
Doğru, öyle bir şey var. “Oh! Karanlık dönemdeyiz yaratıcılık ortaya çıkacak” anlamında demiyorum elbette. Her dönem kendi sıkıntıları üzerine sanatsal atılımlarını yaratmış. Savaşlardan sonra renklerin, modanın, müziğin, sanatın fışkırması, tabiri caizse çıldırması ortaya çıktı. İmparatorluklar yıkıldıkça bireyselliklerin oluşması… Çünkü böyle kritik dönemlerde insan şunu soruyor kendine: “Acaba hayatta kalacak mıyım?” Hayatta kalınca da “O zaman sözümü söyleyeyim, gördüklerimi aktarayım” diyor. Toplumsal çıldırmalar sanatsal kutlamalarla sona eriyor. Hayattayım be! Baskı ortamından biraz daha sıyrıldığımızda neler neler ortaya çıkacak. Yoksa ABD’de Trump varmış, Rusya’da Putin varmış sen olmadıktan sonra ne önemi var?

ece ulusum - gaye su akyol
‘Uzayın sonunda karşına bir elf karşılayacak seni öpüp yollayacak’

Uzaya ilgin olduğunu biliyorum.
Elbette. Sonsuz bir şeyden bahsediliyor. Nasıl merak etmeyesin ki? Son-suz! Bir gün sonu bulunacak bence. Açacaklar kapıyı ya da ne açılacaksa karşımızda bir tane daha uzay çıkacak belki de. Ona da gidilecek sonra belki başka bir uzay. Mümkün. Bak, insan bedeni küçük bir uzay modellemesi. Zarlar var, organlar falan filan. Evrenin küçücük bir modeli gibiyiz. Ama emin olamazsın. Uzayın sonunda karşımıza bir elf çıkacak seni öpüp yollayacak. (Gülüyor.)
■ Sahneye çıkınca nasıl hissediyorsun?
Kudretli… Paylaşımcı… Eşit… Bütün… Ama seyirciye göre değişiyor ona göre yükseliyorum. Her konser eşsiz ondan bu çok değişken.
■ Eklemek istediğin…
Derdimiz daha çok tanınmak değil, müzik yapmak. Biz de konserlere devam ediyoruz. Avrupa turnesi devam ediyor, İspanya, İsviçre, Fransa, Slovenya, Toronto, Ağustos sonunda Tokyo… Türkiye’de de birçok konserimiz olacak.

Ece Ulusum
Fotoğraflar: Süreyya Yılmaz Dernek
Linki:

Related Posts

Kalben: Sürekli parlayamam

Ediz Hafızoğlu ve Çağrı Sertel: Transparan takılıyoruz

Ezhel’in annesi Ulya Turgut: Çocuğumun arkasındayım

Caz ve dahası

Lezzetli ama hep aynı Cappadox

‘Biz öyle çocuklar değiliz’