Kitaro 2 yıl sonra yeniden Türkiye’de. Kojiki & The Universe turnesi kapsamında orkestrasıyla bu sefer hem İstanbul’da hem de Ankara’da sahne alacak. Uzun süre ikna etmek için uğraştık ama sonunda başardık. İşte Kitaro röportajı…
22 yıl önce Belçikalı bir muhabir Kitaro’ya sormuş; “Kapadokya seyahatimde sizin İpek Yolu müziğinizi duydum. Türkiye’de çok hayranınız varmış. Biliyor muydunuz?” Kitaro şaşkın şaşkın “Öyle mi? Türkiye’ye hiç gitmedim. Çok meraklandım” diye yanıtlamış… Gerçi İstanbul’a gelmesi 2014’ü buldu. Konseri hatırlıyorum, dakikalarca alkışlanmış, bir hatıra fotoğrafı çektirmek için kapıda upuzun bir kuyruk oluşmuştu. Sanmayın sadece 80 kuşağı vardı, benim gibi 90 kuşağı da oradaydı. Kitaro o kadar şaşırmıştı ki, İstanbul’u ve seyircisini çok sevdiğini söyledi ve “Keşke daha çok gelseydim” diye ekledi. Keşke… Yine de arayı kapatmak için bu ay Kojiki & The Universe turnesi kapsamında hem İstanbul’a hem de Ankara’ya geliyor. Mini bir Türkiye turnesi tadında… Kitaro’nun geleceğini duyduğumdan beri ona ulaşmaya çalıştım ve sonunda sorularımı yanıtlamaya ikna ettim. Aslında röportaj vermekten pek hoşlanmadığını sık sık söyler, şanslıyım. Çok uzatmayayım, müzik ve doğaya dair Kitaro’yla yaptığımız sohbetimize buyurun…
■ Şu an müziğin izlediği yol hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu kadar çok çeşit arasında sizin müziğiniz hangi yolda ilerliyor?
Müziğin, ruhla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Eğer müzik evren olsa, müzik türlerinin hepsini bir yıldıza benzetirdim. Bazen bir araya gelip ışık kümesi oluşturan yıldızlar… Benim müziğim tam ortada bir yerde, söyleyebileceğim şu ki ben her zaman onu insanların ruhunu da aydınlatacak bir hale getirmeye çalışıyorum. Müzik endüstrisi müziğimi “New Age” olarak adlandırıyor ve bu benim için sorun değil. Ama bana göre, müziğim “Kitaro’nun müziği”. İnsanların müziğimi nasıl etiketlediğine dikkat etmiyorum. Müziğim sayesinde zamanımı hayat ve insanlar hakkında düşünerek harcıyorum. New age müziğinin bugün hâlâ yaşadığına inanıyorum, ancak genel olarak 1980’lerde olduğu gibi pek fazla beste olmadığı düşünülüyor.
■ Sahneye çıktınız, ilk nereye bakarsınız ve ne düşünürsünüz?
Seyircilerimin yüzlerine bakıyorum, bu yeryüzündeki dinleyicileri, tüm canlıları takdir ediyorum. Onlara aktardığım enerjiyi gözlerinden görmek beni çok mutlu ediyor. Ama müzik yapmaya başlayınca gözlerimi genelde kapatıyorum, elimde değil.
■ Orkestranızla geleceksiniz. Tek çalmakla orkestrayla çalmak arasında sizce nasıl bir fark var?
Synthesizer ile gerçekten ilginç sesler çıkarabilirsiniz ama orkestrayla birleştirince muazzam bir sese dönüşüyor. Akustik bir yankı, özel bir an.
■ Siz doğadan esinlenen bir sanatçısınız ama doğanın en çok tahrip edildiği dönemdeyiz de… Bu sizi nasıl etkiliyor?
Doğa sizce insanlığa sırt dönebilir mi? Öyle olursa sizin gibi doğadan esinlenen sanatçıları ne yapar? Gençken Amerika, Tayland, Hindistan, Butan, Nepal, İngiltere gibi birçok ülkeye seyahat ettim… Çoğunlukla Asya ülkeleri. Doğayı gördüm, birçok kişiyle tanıştım ve onlarla arkadaş oldum. Bu yolculuktan ve tecrübeden sonra her ülkenin kendi güzel doğasına sahip olduğunu hissettim. Hepimiz bu gezegende doğayla yaşıyoruz. Doğa benim en büyük dostum diyebilirim ve en sadık olanı. Doğaya ne verirseniz, onu alırsınız. Ona iyi bakmalıyız.
■ Kayıtlarınızı hâlâ analog sistemle mi kaydediyorsunuz?
Bestelerimi bir dönem dijital olarak kaydettiğim de oldu ama en kaliteli sesi analogdan aldığımı düşünüyorum.
■ Eskiden çok sahnelere çıkmazdınız, seyrekti. Şimdi sizi eskiye göre daha çok sahnelerde görüyoruz. Normalde tam tersi olur değil mi?
Bahsettiğim gibi, insanlara duygularımı geçirebildiğimi görmek çok güzel. Ben “İpek Yolu”nu bestelerken iç dünyamda İpek Yolu’nu yürümüştüm, seyircimin de bana eşlik etmesi kadar hoş bir şey olamaz. Ben onlar için müzik yapmıyorum, onlar ile müzik yapıyorum.
■ Pek bahsetmiyorsunuz, ondan soruyorum. Ailenizden size neler yadigâr?
Bestelerimde doğayı sıkça işlemem ve doğaya düşkünlüğüm ailemden geliyor. Doğrusunu isterseniz Japonya kapalı bir toplum. Müziğe dair hiçbir şey ailemden gelmiyor.
■ “İpek Yolu” denince bizim aklımıza siz geliyorsunuz, size “İpek Yolu” denince aklınıza ne geliyor?
Benim sese olan yolculuğum… İpek Yolu’nun üzerimde kalıcı bir etkisi var.
‘MUTLULUK ÖNCE RUHUMUZU BESLEMEKLE GELİR’
■ Deneyimlediğiniz hayattan şu zaman kadar çıkardığınız en önemli ders ne oldu?
Öğrendiğim çok şey var ama en önemlisi sanırım ruhumuzu ve diğer canlıların ruhunu beslemek. Materyalist dünyada kimi zaman bunu unutabiliyoruz ama mutluluk önce ruhumuzu beslemekten gelir.
■ İstanbul’da 2014’te verdiğiniz konserde performansınızdan sonra alkışlar uzun süre kesilmedi. Muazzam bir andı. Merak ediyorum, alkış sizin için neyi ifade ediyor? Nasıl hissediyorsunuz böyle anlarda?
Harika bir andı! Alkışlama, benim için şunu ifade ediyor: Seni anlıyor ve takdir ediyorum. Seyircilerimle tek tek tanışmış gibi hissediyorum bu anlardan sonra…
■ İstanbul’u ne kadar keşfedebildiniz bilmiyorum ama şehrimiz sizde hangi sese karşılık geliyor?
İstanbul, enerjisi çok yüksek bir şehir ve beni sahneye çıkmadan önce çok motive ediyor. Müzik enstrümanları da çok özel. Birçok ülkede seyahat ettim, her ülkenin bir müzik enstrümanı var ve her enstrüman da o ülkenin kültürel etkilerine sahiptir.
■ Türkiye’de müziğinize hayran epey kişi var. Bu performans için de çok heyecanlıyız. Hayranlarınız için birkaç şey söylemek ister misiniz?
Sizlerle yeniden buluşacağım için çok mutluyum, hepinizi orada görmek isterim.
‘Dünya barışı anlayışı her şeyin ötesinde’
■ Sosyal medya kullanıyor musunuz? Pek bir şey bulamadım…
Hayır. Basit bir hayat tercih ediyorum. Bu gibi şeyler işin dengesini bozar…
Asıl paylaşımımı sahnede, müziğimle gerçekleştiriyorum.
■ Basit yaşamak zenginliktir. “Siz de basit yaşamaya çalışıyorum”
diyorsunuz, söz ettiğiniz basit yaşam bugün ne kadar mümkün?
Trump, Putin, Kuzey Kore, endüstriler…
Mümkün tabii ki, dünyanın sorunları ne kadar çoğalırsa çoğalsın kendi içimize döndüğümüzde sorun olmaması önemlidir. Üstelik ben Japonya’da huzurlu ve uzak
dağ tepelerinden Amerika’ya taşındım. İkisinin de ne demek olduğunu
biliyorum. Ve asıl önemli olanın nerede olduğunuz değil, bunu
anladım. Dünya barışı, anlayışı her şeyin ötesinde benim için.
“Kojiki & The Universe” turnesinde; Kitaro’ nun Grammy adayı olan “Kojiki” albümüyle NASA ve Kyoto Üniversitesi tarafından hazırlanan evrenin ve uzayın büyüleyici görselleri sahnede birleşecek. Hem müzikal hem de görsel bir şov…
Kitaro 29 Nisan’da Zorlu PSM’de, 30 Nisan’da Ankara Congresium’da!
Ece Ulusum