Echo Caz Ödüllü, dünyanın en etkili 10 basçısı listesinde yer alan caz sanatçısı Avishai Cohen, geçen hafta İstanbul’daydı. İki gece de Salon’u dolduran Cohen, bize konuştu…

0Geçen hafta Şişhane’deki Salon sahnesinde bir basa bir davula koşuyor Avishai Cohen. Bass’ını parmaklarıyla çalıyor, birden koca enstrümanı iki kez balerin gibi döndürüp kaldığı yerden devam ediyor. Parmakları hareket ederken gözlerini sımsıkı yumuyor, dudaklarını ısırıyor sanki orada müziği değil, dünyayı yönetiyor. Parça bitiyor ve o ciddi adam kocaman gülümsüyor. Alkış kıyamet… Öyle bir kitlesi var ki ülkemizde, Ankara ve İzmir’den sırf canlı dinlemek için gelen arkadaş gruplarına bile rastladım. Cohen boşuna müzik dergileri ve yazarlarının seçtiği ‘dünyanın en etkili basçısı’ listesinde ilk 10’a girmemiş. Birçok enstrümanı profesyonel olarak çalıyor, besteler yapıyor, şarkı söylüyor ve aranjelere de el atıyor. Grammy’de adı çok geçti, bir türlü olmadı ama caz dünyasının en önemli ödülünü aldı: Echo Caz Ödülü. ‘Çok sesli’ dâhi Cohen ile konuşma fırsatı yakaladık.

■ Enstrümanınızı elinize aldığınız anda tam olarak ne hissediyorsunuz?
Performanslarımı her zaman ortağım ve arkadaşım 105 yaşındaki basım ile gerçekleştirdim. Basım her zaman benimle. Açıkçası her şovda onunla beraber dans etmek benim için bir alışkanlık haline geldi. Elime alıp çalmaya başlayınca ne hissediyorum biliyor musunuz? Tıpkı güzel bir kadının kalp atışları gibi…

■ Müzik yaparken İsrailli köklerinizden ilham alıyor musunuz?
Müzik yaparken birçok ülkeden esinleniyorum, Afrika, Batı, Ortadoğu ama aynı zamanda bazı İsrail halk türkülerine ve klasik dünyaya da ilgi duyuyorum. Hayatın içinden ilham alıyorum, açık ve her şeyin farkında olarak yaşamak gözüme otantik görünüyor. Belli bir ritmi olan şehrin sesinden bile… Doğadan, insanlardan ve etrafımda oluşan heyecandan ilham aldığımı söyleyebilirim.

■ Türkiye’de oldukça geniş bir hayran kitlesine sahipsiniz. Ve bizi çok sık ziyaret ediyorsunuz. “Nefes aldığım müddetçe hep onu dinleyeceğim” gibi yorumlar da görüyorum. Türkiye’deki cazseverleri nasıl buldunuz?
Evet, yorumları ben de duydum. Türkiye’de zaman geçirecek şansım da oldu. Özellikle İstanbul’da caz dinleyen hoş bir kitlenin olduğunu bizzat hissettim. Müzik ve sanatsever insanlarla aramda güçlü bir bağ var. Türkiye’de her zaman harika vakit geçiriyorum ve tekrar İstanbul’a gelmeyi dört gözle bekliyorum. Yeni yerler keşfedeceğim ve farklı pazarlar göreceğim her an sabırsızlanıyorum.

 

■ Caz müzik tarihinin hangi döneminde olmak isterdiniz? Birkaç sebep verebilir misiniz?
Bebop döneminde olmak isterdim çünkü cazda en gelişmiş ve en zor dönemdi. Sesimi bulmama da yardımcı olurdu.

■ Yüzyılın en etkili basçılarından biri seçildiniz. Bugün müzikte başarılı olmak için ne yapmalı?
Eskiden yetenekli olmak yeterliydi… Caz öyle bir müzik türü ki geliştirmeye ve yeni şeyler oluşturmaya çok açık. Bana göre cazın anlamı bir çeşit özgür olmak. Kendimi böyle ifade etmeyi ve özgür olmayı seviyorum. Müzik yaparken doğaçlama yapmayı yani bir nevi sınırların dışına çıkmayı seviyorum, öyle de olmalı. Bu sadece müzik için değil, sanat için de geçerli. Nerede olursam olayım her zaman çok çalıştım. Ne yaptıysam sevdim ve çalıştım. İnsanların tavsiyelerinden hep bir şeyler almaya çalıştım ya da en azından hep pozitif yaklaştım. İnsanları gerçekten dinlerseniz onlardan pek çok şey öğrenebilirsiniz.

■ Salon’da iki gece üst üste konser verdiniz, yine de yetmedi.
Gerçekten harikaydı ve sürprizlerle doluydu. Yeniden gelmeyi çok isterim!

Ece ULUSUM

Related Posts

Kalben: Sürekli parlayamam

Ediz Hafızoğlu ve Çağrı Sertel: Transparan takılıyoruz

Ezhel’in annesi Ulya Turgut: Çocuğumun arkasındayım

Caz ve dahası

Lezzetli ama hep aynı Cappadox

‘Biz öyle çocuklar değiliz’