Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası geçen hafta açılış konserini gerçekleştirdi; piyanoda usta isim İdil Biret vardı. Sabah yola çıktık, Biret’in provalarına yetiştik ve keyifli bir sohbete daldık…
Usta piyanist İdil Biret, Bursa’ya ilk 1957’de bir konser için gitmiş. O zamandan bu zamana sayısız konser vermiş Bursa’da. Bu kez 3 gün önce Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nın açılış konseri için oradaydı; piyano başında hem zarif hem de dev! Orkestranın açılış konseri öncesi Biret’in yanına gittik, sohbet ettik. Piyano başından kalkınca Biret biraz duygusal, biraz nüktedandı… Bu röportajı okurken sevgili İdil Biret sizin için bir dinleme tavsiyesinde de bulundu; Johannes Brahms’ın 2. senfonisinin 1. kısmının 2. teması. Sesi açtıysanız başlayalım.
■ Provada inanılmazdınız…
Çok güzel geçeceğine inanıyorum, harika bir sezon açılışı. Çok sevdiğim bir Tchaikovsky konçertosu çalacağım. Bu eser benim için önemli, çocukluğumdan beri dinliyorum. Yarın şefimiz de İbrahim Yazıcı olacak, onunla çalışmaktan büyük bir keyif aldım. Zaten orkestra muazzam.
■ Genç müzisyenler gözlerinizin içine bakıyor, karşınızda heyecandan titriyor, farkındasınız değil mi? Olmaz mıyım! O heyecan çok önemli. Gençlerin içindeki heyecan bittiği zaman, her şey biter. Umarım uzun yıllar görürüm onları.
■ Onlarla aynı sahnede olmak size ne hissettiriyor?
Çok mutluyum. Siz de görmüşsünüzdür. Gerçi bu provaydı, yarın konserde bambaşka olur. Akustiği çok başka olacaktır bir kere…
■ Bursa seyircisiyle çok kez karşılaştınız sanırım. İletişiminiz nasıldır?
Tabii, çok geldim buraya. Sayısını bile unuttum. Gerçi seyirciyle çok iletişim kurma imkânı bulamıyorum. Ama dinleyici her zaman salonu dolduruyor, hiç yalnız bırakmıyor.
■ Temponuzu bir gün bile düşürmediniz İdil Hanım, bir bakıyorum Meksika’da, bir bakıyorum Bodrum’dasınız. Beni de çok özendiriyor ama hiç dinlenmeyecek misiniz?
(Gülüyor.) Seyahat etmezsem çok sıkılıyorum, anlatamam. Bu yüzden hep doğru mesleği seçtiğimi düşünürüm. Bu tempo beni ayakta tutuyor, mutlu ediyor. Dinlendiğim zamanlar da pek tabii var ama…
■ 75’inci yaşınızı konserle…
(Ellini sallayıp devam ediyor.) Ah Ece, onu hatırlatmayın. (Gülüyor.) Çok fena, kötü bir şey.
■ İyi de bunun nesi kötü? Sahnelerde kutluyorsunuz yaşınızı…
İyi de herkes yaşını saklarken benimki ortada! Yani yapacak bir şey de yok. Sürekli yaşımı hatırlamaya meraklı değilim. Ben yaş denen kavramın önemli olduğuna hiç inanmıyorum. Bu bir moda. Ne ihtiyaç var?
■ Ama bu 75’inci yıl konserleri biz müzikseverlerin bir kutlaması, sizin yaşınızdan çok, bizim sizin sahnelerde oluşunuzu kutlamamız sayılır.
Sözleri iyi seçiyorsunuz… (Gülüyor.) Bilmiyorum herkes bir yaştadır, herkes bir yerden gelir ve gelişir. Bunu bu kadar büyütmek gerekir mi?
■ Nadia Boulanger’dan öğrendiğiniz ve aklınızdan çıkarmadığınız öğüt nedir?
Her zaman dürüst ol. Nadia Boulanger’ın çok üstünde durduğu bir husustu bu. Hiçbir zaman aldatmayın ne kendinizi, ne de etrafınızdaki insanları.
■ Çocuk yaşta piyano başında oturan İdil’i düşünüyor musunuz hiç?
(İç çekiyor.) İstemeden oturdum piyanoya, annem ile anneannem çalıyordu ve ev müzik doluydu. Çok düşünmüyorum açıkçası o günleri, olan oldu.
■ Pişman mısınız?
Hayır canım, katiyen değilim. Ama bugün meslek seçen bir genç olsaydım, tıp disiplini seçerdim.
■ Toplumun günümüzde nasıl şekillendiğini düşünüyorsunuz? Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?
Müzikte harmoni (uyum) vardır, bir de atonal (akortsuzluk)… Şu anda atonal bir devir yaşıyoruz. Sadece Türkiye’den bahsetmiyorum, dünya da böyle. Ümit ediyorum ki atonalizm tekrar bir uyuma kavuşur.
■ 2009’da Topkapı Sarayı bahçesinde vereceğiniz konser, şarap içiliyor diye basılmak istenmişti. Şimdi de böyle şeyler oluyor.
Ah evet… Müziğin ne olduğunu onlara izah etmek gerek. Müziğin kelimelerin daha da ilerisinde, hiçbir şey ifade etmeyen ve bir o kadar da her şey ifade eden bir şey olduğunu anlatmak gerek. Kendi başına bir dünya müzik. Bu yapılanların altında bunu anlayamamak var, izah edememek belki de…
■ Deyişinizle atonalizmin hâkim olduğu dünya sizi nasıl etkiliyor?
Ben kendi dünyamdayım. Yaşanan kötü olaylardan katiyen hoşlanmıyor ve üzülüyorum ama yarattığım dünyadan çıkmıyorum. Biraz kendinizi korumanız da gerekiyor.
■ Türkiye’de klasik müzik festivalleri her geçen gün artıyor.
Çok yetenekli genç sanatçılarımız var, güzel festivallerimiz var ama bunları yaparken dinleyici de yetiştirmemiz gerek. Dinleyici yetiştirmezseniz müzisyenler ortada kalır.
■ Hiç çalmaya cesaret edemediğiniz bir eser oldu mu?
Hayır. (Gülüyor.) Hatta kafamda birçok fikir var, onlar bir limit sayılırdı ama yine de çalmaya cesaret edemediğim bir eser yok.
■ Denizle aranızın çok iyi olduğunuzu biliyorum. Size iyi geliyor ama ya müziğinize?
Yüzerken çalışıyorum, doğru. Nereden bildiniz acaba… Bazı eserler var, suyla ilgili. Liszt’in Gondoliera’sı, Ravel’in eserleri. Su, çok entresan bir element. Suya benzer sesler piyanoda elde edilebiliyor. Hele Liszt, birçok şeyi herkesten önce sezip yapmış.
■ Hep keşfetmeye çok açık olduğunuzu söylersiniz. En son ne keşfettiniz?
Çok enteresan bir kitap buldum, Amazonlar ve tarihi hakkında. Tuhaftır, Amerika Miami’deki havalimanında buldum. Orada böyle kitap pek bulunmaz. Onu okuyorum şimdi.