Ece Ulusum tasarladı.

Kerem Görsev’in 17’nci albümü Spring Water bu hafta raflarda yerini aldı. Görsev, usta isimlerle çalıştığı, Los Angeles’ta kaydettiği albümünün hikâyesini anlattı…

 

0Kendi alanında en yetenekli isimlerin ilham köşelerini konu alan haberim için çalmıştım Kerem Görsev’in Emirgan’daki evinin kapısını. Piyanosunun üstünde duran kurşun kalemleri gösterip “Kurşun kalemsiz olmaz, evin her yerinde var” demişti. Ne kadar şanslıyız ki fotoğraf çekimi sırasında bir parça da çalmıştı. İşte o zaman söz etmişti Spring Water albümünden; köpeği Misty ve Soma için yazdığı parçadan… Tam 2 yıl geçti ve şimdi albüm piyasada. Üstelik LP olarak da… Bu albümü eşi Pınar’a adayan Görsev, ayrıca piyano ile tanışmasının 50’nci yılını da bu albümle taçlandırmış oldu. Her pazar Joy FM’de Kerem Görsev’le Caz programını hazırladığından bizi radyo stüdyosunda ağırladı. Bir ona bakıyorum bir de arkasında duran dev Frank Sinatra fotoğrafına. Sohbet de öyle akıp gitti.
■ 2 yıl önce bahsetmiştiniz bana bu albümünüzden, şimdi raflarda…
2014’te yapmaya karar verdiğim Spring Water için parçalarımı Alan Broadbent’e yolladım. Albümü Los Angeles’ta yapmak istediğimi ve Bill Evans’ın son döneminde birlikte çaldığı Joe LaBarbera ile konuşmasını istedim. Alan, Darek Oles’i önerdi ve böylece bir araya geldik. Bu albümü aslında eşim için yaptım. “I Love May”i de ona yapmıştım. Epey zaman geçti. Bu da bizi birkaç yıl götürür.
■ Bu albümde çok kıymetli isimlerle çalıştınız. Bir araya gelince nasıl bir potansiyel ortaya çıktı?
Öncelikle hepimiz akustikçiyiz ve ahşap seviyoruz. Hepimizin geldiği gelenek belli. Hayran olduğumuz Bill Evans şemsiyesi altında toplanmışız. Müziğe bakış açımız belli. Broadbent ile benim armoni sistemim çok yakın. O öyle söylüyor… Böyle olunca çıkıp çalarsınız. Parça bitince de herkes hayatına devam eder.
■ Bu albüm kayıtlarınızı da yurtdışında yapmayı tercih ettiniz.
Evet. Bu albümü dünyanın en iyi stüdyosunda yaptık, United Recording’de. Kapıdan giriyorsunuz, Frank Sinatra’nın elinde Altın Plak ile fotoğrafı, Dean Martin, Sammy Davis Jr., Duke Ellington var… Bunların beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsiniz. Tebessüm ederek çaldık, hayaller kurarak yatağımıza gittik.

■  Los Angeles’taki çalışmalar nasıldı?
Her şey çok güzeldi. Zaten 6 saatte çalıp bitirdik. Sonra düzenlemeler…

■ 8 parça var ama sanki daha çok parçanız olacaktı… Bir sonraki albüme mi bıraktınız bir kısmını?
Plak formatında olsun diye daha fazla parça koyamadık. Elbette çıkarmak durumunda kaldığım parçalar oldu ama onlar da diğer albüme kaydı. Plakla, CD aynı olsun istedim. Atamazdım, hepsinin hikâyesi var.

■ Büyük orkestralarla çalmak nasıl bir his?
Anlatayım hatta size canlandırayım. (Camdan dışarı bakıp gökyüzünü gösteriyor.) Şurada iki helikopter düşünün, 500 metre arayla havada duruyorlar. Arasında da 50 metre genişliğinde, 300 metre uzunluğunda ipek bir çarşaf var. Dalgalanır… Sen de içinde hamak gibi yatacaksın! İşte büyük orkestralarla çalmak öyle bir his verir… Alttan yaylılar öyle bir çalar ki onun üstünde siz havada dalgalanırsınız. Bunları ancak böyle anlatabiliyorum.
‘AĞAÇLARA SARILIYORUM’
■ Konser programınız martta yoğunlaşıyor. Bu ara neler yapıyorsunuz?
Bir şeyler olacak ama bu aralar sakin ve durgun geçiyor. Müzisyen olduğumuzdan sıkılmaya başladık. Gerçi ülkede ortam hiçbir şey yapmaya da müsait değil.

■ 
Bu durgun zamanda ne yapacaksınız?
Bodrum’a gideceğim biraz kafamı toplamam gerek. Orada zeytin ağaçlarım var. Nasıl güzeller. Ağaçlara sarılıyorum bazen. Kimisi bana çıldırmışım gözüyle bakıyor ama onlar da topraktan çıkmış, canlı. Biz gideceğiz onlar yaşamaya devam edecek. Dünya dünyanın malıdır, kimseye kalmaz. Tabiat ve hayvanlarla iyi geçinmeli.

■ 
Sizin hayvanlarla ilişkiniz gerçekten çok güzel. Hatta albümde köpeğiniz Mitsy için yaptığınız bir parça da var.
Evet, ona şarkı yazmayı çok istedim. Sadece o değil, bu albümde yaşanmış hikâyeler de var. Soma gibi… Beni çok etkiledi. Alan’a anlattım o da çok üzüldü. Müzik yaşanmışlıkların hikâyesidir, notaya yansır.

■ 
Sahneye çıkmayı en çok sevdiğiniz yerler neresi?
Cemal Reşit Rey’i çok severim. Ayrıca Koç Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nin de harika konser salonları var. Ama benim en çok sevdiğim yer, Bursa’daki Merinos Kültür Merkezi. 2 bin kişilik… İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi var, oraya da taparım. Böylesi konser salonlarında çalmaktan çok mutluyum çünkü oraya gelen kişi bir hedefe yani bir isme geliyor. Bir şey yiyip içmeden 90 dakika odaklanmak için orada.

■ 
Yeni projeniz ne olacak?
Benim esas hayalim 2019’da içinde nefeslilerin de olacağı büyük bir orkestrayla yapacağım Olive Tree yani ‘Zeytin Ağacı’ albümü. Benim yeni projem bu. Bu iş hayallerimi süslüyor.
‘İNANDIĞIM İŞİN ARKASINDA DURURUM’
■ Sizce günümüz cazcıları yıllar sonra nasıl anılacak?
Ne ve nasıl çaldığınıza bağlı. Popülist akıma ayak uydurup yeni trend neyse onu yapıyorsanız, bukalemun gibi dönemden döneme renk değiştirip gidersiniz. Öyle anılırsınız. Veyahut inandığınız notanın dışında sizi hiçbir güç bastıramaz. Para karşılığında istemediğiniz bir yerde ya da istemediğiniz bir kişiyle çalmazsınız. Sadece istediğiniz müziği yaparak hayatta kalmaya çalışırsınız. Ben de bu kategoriye girenlerdenim. İnanmadığım hiçbir şeye “Evet” demem. Kimi zaman reddetmek de güzeldir, bir çizgi oluşturur insana. Gerçi ben çok “Hayır” diyen biriyim. İstemediğim biriyle para verseler de çalmam. İnanmadan asla… İnanarak bastığım notanın arkasında da o ciddiyetle dururum. O zaman cambaz olmuyorsun işte…
■ 
Filmlere de öyle insanların hayatları konu oluyor zaten.
Popçular popülerliğini kaybettiğinde hesap vermek zorunda kalıyor ama aynı çizgide gidenler hesap vermek durumundan değil. Britney Spears gitti ama caz piyanisti McCoy Tyner 78’inde hâlâ çalıyor.

■ 
Siz de öyle olacaksınız…
Umarım. Kendime iyi bakmaya çalışıyorum. Sol ayak bileğim üç yerinden kırıldı. O sıra kendimi çok sorguladım. Ne yaptım, neyim ve ne olacağım diye… Birtakım radikal kararlar verdim. Elim ayağım tutana kadar o güzel siyah beyaz tuşlara basacağım.

‘DAHA DUR GENCİM’
■ Marcus Miller bana gitarını bir kadın olarak gördüğünü söylemişti. Siz?
Müzisyenlerin çoğu enstrümanını hep dişi olarak görür. Belki size tuhaf gelecek ama ben piyanoyu vahşi bir Kızılderili atı gibi görürüm. Piyano sizin ona hükmedemediğinizi anlarsa kızıp üstünden atar. Kızılderili atına eyer vuramazsınız… İşinizin ehli değilseniz yapamazsınız.

■ 
Bir gün kitap yazıp yazmayacağınızı merak ettim.
Yazacağım. Aslında kitap değil de biyografi… Konservatuvara girdiğimden itibaren. Ama ben bir yazar değilim, herkesin bir işi var. Ben anlatacağım, biri gelip kaleme alacak. Herkes haddini bilmeli bu dünyada…

■ 
Ne zaman olacak bu?
Daha dur, gencim. Daha bir sürü hikâyem olacak. Şimdilik sağlıklıyım iyi gidiyorum.

‘CAZ DİNLENME ORANI 1000 KİŞİDE 17 KİŞİ’
■ Grammy Ödülleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Herkes Adele’i Beyonce’yi konuşuyor. Onlar büyük dünya prodüksiyonları. Yurtdışında da cazı konuşan çok yok. Scofield de ödül aldı ama kimsenin konuştuğu yok. Dünyada cazın dinlenme oranı 1000 kişide 17 kişi ki belki bu Türkiye’de çok daha az.

■ 
Belki de… Mesela festivallerde cazseverler olduğu kadar kimi ve nasıl bir müziği dinlemeye geldiğini bilmeyenler de oluyor…
Yazılıp çizilmiyor da ondan. Mesela ‘eleştirmen’ dediğiniz iyi eğitimli eli kalem tutan kişiler… Birçok sanat disiplinini yazan var ama caz ve klasik müzik yazan pek yok. Gazeteler de böyle kişilere pek yer vermiyordur, bilmiyorum. İnsanları bilgilendiren yok. Basının içindekilerin de çoğu şeyden haberi olmuyor. İlle şıkıdım şıkıdım yazıyor, kafasına göre yıldız veriyorlar. Ben hiç sevmem öyle şeyleri, eleştirmenlere albümlerimi yollamam. Cazı dinlemeyen biri beni hangi kategoriye koyacak da kritik yapacak. Biz nasılsa böyle anlatıyoruz. Ne eğitimli ve çalışkan müzisyenler var, kimse duymuyor. Üzülüyorum.
8 PARÇA
“Requiem For Soma” hayatını kaybeden madencilere; “Lady Misty Bolognes” köpeği Misty’ye; “Innonce” kızı Nisan’a, “Spring Water” eşine, “Marathi Island” sevdiği Yunan adasına yazılmış. “Mistrust” ihanete uğradığı zamanlarda, “Simple Day” sade bir günde ve “Weekend” de mutlu bir hafta sonu sabahında ortaya çıkmış…

Görsev’in konser tarihleri şöyle: 2 Mart İzmir AKM, 3 Mart Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu, 11 Mart Beyoğlu Emek Sineması, 12 Mart AASSM…
Ece ULUSUM

Related Posts

Kalben: Sürekli parlayamam

Ediz Hafızoğlu ve Çağrı Sertel: Transparan takılıyoruz

Ezhel’in annesi Ulya Turgut: Çocuğumun arkasındayım

Caz ve dahası

Lezzetli ama hep aynı Cappadox

‘Biz öyle çocuklar değiliz’