Arap dünyasının en etkili 500 kişisinden biri olarak seçilen ve Meredith Monk ve Manfred Leuchter gibi isimlerle çalışan Lena Chamamyan, yeni albümünün şerefine İstanbul’da bir konser verecek. Lena’nın öyle bir havası var ki, o şarkı söylerken birden sesine kapılıp gidiyorsunuz. Hâlâ Arax Tchekidjian’la yaptığı sahne performansı akıllarda. Onu düşündükçe “22 Ekim’deki konserinde neler olacak” diye meraklanıyorum. Konserde Lena Chamamyan’a Göksel Baktagir eşlik edecek ve sonrasında da yeni albümü Lawnan’ı imzalayacak. Türkiye’ye âşık olduğunu söyleyen sanatçı sorularımızı yanıtladı.

0-2■ Bu İstanbul’a ilk gelişiniz olmayacak.
İstanbul’un hastasıyım! Üstelik güneşi, yemekleri ve gelenekleri Şam ve Halep’e benziyor. Cihangir ve Bebek’e bayılıyorum.

■  “Eskiden şarkı sözleri daha güçlüydü” diyenler epey fazla. Sizce de öyle mi?
Zaman değişti, hayat kolaylaştı, teknoloji insanların düşünme şeklini değiştirdi ve bunun gibi birçok şey oldu. Aynı şeyler şarkı sözü yazarları için de geçerli. Şarkı sözü yazmak kolay değil ama gerçekten etkili metin, derin olduğu kadar basit duygulara değinendir.

■ Peki ya dünyamızda yaşananlar karşısında neler hissediyorsunuz?
Farklı olmak istiyorsanız kendi yolunuzdan caymayın, başkalarının sizi yargılamasından korkmayın. Ama yine de bir denge şart. Bakış açısı dar olan insanlar her zaman yargılar, insanları anlamaya çalışarak çözülebilir her şey.

■  Köklerinizin olduğu Suriye’den müzikal anlamda ne kadar etkileniyorsunuz?
Zor zamanlardan geçiyor… Suriyeliyim ama nerede doğup büyüdüğümün çok da önemi olmadığını düşündüm hep. Fakat Suriye’nin çok zengin ve epey farklı bir müzik tarzı var; müziklerindeki tınıları müziğimde bulabilirsiniz. Orada yaşananları ve dünyayı yakından takip ediyorum ve beni çoğu zaman hayal kırıklığına uğratıyorlar. Mesela Donald Trump’ın kaba ve agresif davranışlarını, diğer insanlara saldırmasını hiç sevmiyorum. Ondan daha beter ne olabilir ki? Bunları söylüyorum ama ben bir politikacı değilim, insanlara şarkı söylemeyi her zaman tercih ederim.

■ Şam’daki evinizi özlediniz mi? Orada Ermeni olarak büyümenin zorluklarını bir röportajınızda anlatmıştınız.
Aslında Ermeni olmakla ilgili hiçbir problem yaşamadım. Sadece Ermeni isimlerin telaffuzuyla ilgili şakalar yapılırdı. İki farklı kültürle büyümek beni bir şekilde içeriksel olarak daha da zenginleştirdi. Ama bunların ötesinde elbette Çingene ve evsiz gibi hissettiğim, aynı şeyleri yaşama korkum da oldu.

‘BELKİ DE BENDE ANADOLU SESİ VAR’
■ Yaptığınız müziğin türü “dünya müziği” olarak geçiyor. Müzikte kategorilenmeyi nasıl yorumluyorsunuz?
Bence müzikte bir kategori yok. Genellikle dünya müziği, geleneksel halk müziği demek gibi. Son zamanlarda yaptığım müzik, birçok kültürden etkileniyor.

■  Türkiye’de sizi seven çok! Siz de çok sık geliyorsunuz. Öyle yorumlar görüyorum ki “Yaşadığım sürece dinleyeceğim müzisyenlerdendir” diyorlar. Türk seyircisiyle sizin aranızdaki bağın oluşmasındaki öncelikli etken nedir?
Hislerimi nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. Türk dinleyicilerin müziğime ve sesime kayıtsız kalmadığını görünce kalbime sıcaklık doluyor. Şüphesiz müzik bir dil. Belki de bende Anadolu sesi var, Maraş ve Mardin’e olan bağımdandır.

■  Zorlu PSM’de sahne alacaksınız. Pek yetecek gibi durmuyor… Gelenleri neler bekliyor?
Özel bir şeyler olacak mı? Yeni albüm Lawnan başlı başına bir sürpriz. Bunun yanı sıra birkaç sanatçıyla çalışıyoruz. Umuyorum güzel şeyler olacak.

Ece ULUSUM

 

Related Posts

Kalben: Sürekli parlayamam

Ediz Hafızoğlu ve Çağrı Sertel: Transparan takılıyoruz

Ezhel’in annesi Ulya Turgut: Çocuğumun arkasındayım

Caz ve dahası

Lezzetli ama hep aynı Cappadox

‘Biz öyle çocuklar değiliz’