Avusturya’nın tuz ve kale diyarı olarak anılan Salzburg’da kendi tuzunuzu yapın, at arabasıyla dolaşın, bisikletle gölleri gezin, buzullar arasında yürüyün ya da vahşi doğayı keşfedin. Salzburg’a gidiyoruz ama bu sefer şehir merkezinden çok uzağa dağlara…
Avusturya Kültür Ofisi’nden bir telefon, arayan Beliz Miller, “Ece hazırlan, Salzburg dağlarına gidiyoruz” diyor heyecanla. “İyi de yaz vakti Salzburg dağlarında ne yapacağız” diye sorunca Beliz’e “Dönmek istemeyeceksin” dedi. Haklı çıkacağını nereden bilebilirdim ki…
2 saatlik uçuştan sonra Mozart Havalimanı’ndan bir araç beni aldı. Şehir merkezinden 3 saat uzaklıktaki Hohe Tauern Sıradağları’ndaki National Park’a geldik. Salzburg’daki dağlarda dört mevsimi bir arada görmeniz mümkün. Bu nedenle hayvan ve bitki cinsi de epey fazla. Bir diğer güzel yanı da değerli dağların eteklerinde bile değerli taşlardan bulabiliyor olmanız. Bir ara dolaşırken ayağıma takılan taşa baktım, bildiğiniz mor ametistti. Rehbere dönüp “İstanbul Mahmutpaşa’ya bunu götürsem bana iyi para verebilirler” deyince güldü ama anladığına emin değilim… Park içindeki müzede her bir dağın özelliklerini ve Salzburg için önemini anlatan filmler, canlandırmalar ve daha birçok interaktif çalışma var. Fakat karnımızın gurultusu turu kısa kesmemize neden oldu. Otele vardığımızda hızla bir şeyler atıştırmak istedim. Bir ara peynir çeşitleri içinde yüzüyordum. Fransa’dakiler de güzel ama buradakiler öyle taze ve öyle kıvamındaki… Bir ara kendimi kaybettim, ne kadar yediğimi hatırlamıyorum.
DÖRT MEVSİM AYNI ANDA
National Park’ta söylenenler doğruymuş, karşımdaki dağların birinde kış, hemen yanındakinde sarı yapraklarıyla sonbahar ve benim olduğum bölgede yaz vardı. Uzak diyarlardan yollanmış bir kartpostalın içindeydim sanki Heidi birazdan köpeği Joseph ile bana doğru koşacak. Tepelerdeki evlerin ne kadar Çamlıhemşin’dekilere benzediğini, yöresel kıyafetler farklı olmasa kendimi Karadeniz’de hissedebileceğimi düşünürken odanın en güzel manzarasını gören kanepede uyuya kaldım. Sabah balkonda öten tanımadığım bir tür kuşun sesine uyandım. Sıcak bir kahve eşliğinde Grossglockner’de gün doğumunu seyrettim. Beliz haklıymış… Bu arada, burası kış turizmiyle meşhur. Gradonna Mountain Resort’ta kışın yer bulmanız neredeyse imkânsız. Rehberler herkesin önüne listeler serip “Ne yapmak istersiniz?” diye sordu.
Listede yok yok; romantik at arabası turu, vahşi orman yürüyüşü, rafting, buzullar arasında yürüyüş, dalış, şelale ve nehir turu, gölleri bisikletle gezme, kuş seyretme, maden gezme ve daha nicesi. Benim tercihim at arabası turundan yana oldu. Birden dağın dar yolları arasından at arabasıyla ilerlerken kendinizi tarih öncesi çağlarda hissetmemeniz mümkün değil. Sanki zirveye geldiğimizde Khaleesi ejderhasıyla bizi karşılayacaktı. Fransız yol arkadaşım Calais “Bu şehir senin hayal gücüne iyi geldi” dedi. At arabası turundan sonra bir kasabaya vardık. Kasabadakiler yöresel kıyafetlerini giymiş, bize kendi yaptıkları yiyecek ve içeceklerden ikram etti. Özellikle kahvaltılarında yedikleri tereyağı ve balı görünce bir ara kendimi kasaba sakinlerine Karadeniz’i anlatırken buldum. Gelmek için pek heveslendiler… Dönüşte yürümek istedim. Yollar bomboş ve hava kararmaya başlamıştı. Yürürken içinde üç kadının olduğu bir araç durdu “Bırakalım mı? Susadın mı?” diye sordu. İki şişe su verip yollarına devam ettiler. Yürümek sorun değildi fakat hava biraz serinlemeye başlamıştı ki otele vardım. Size tavsiyem gittiğinizde mutlaka teleferik turu yapmanız. Her dağın arkası size bambaşka bir armağan sunacak.
Üçüncü gün yine yaklaşık üç saatlik bir araba yolculuğuyla Hochkönig Dağı’nda küçük bir otele geldik. Burada özel bitkisel yağlarla çeşitli masajları deneyimleyebilirsiniz. Bir diğer güzel tarafı da peynir yapımını izleyip dahil olabileceğiniz ya da çeşitli otlar toplayıp tuz yapabileceğiniz turlara katılabilmeniz. Rüya gibi bir Salzburg dağları turundan sonra havalimanına yol aldık. Walserberg’den geçerken Almanya sınırlarına girip orada bir göl kenarında da soluklanmayı ihmal etmedik. Bu yaz farklı bir tatil deneyimlemek isteyenler, çantalarınız hazırsa Salzburg’a!
AMAN DİKKAT
– Salzburg’un kendine has sucuklarından denemelisiniz. Özellikle de geyik etiyle yapılanları.
– Atıştırmalıkları bol. Aman onlarla karnınızı doyurmayın! Yoksa çok üzülürsünüz.
– Marketler saat 16.00’da kapanıyor, kendinizi ona göre ayarlayın.
– Oteller dışında diğer yerlerde Wi-fi için 5 Euro ödemeniz gerek. Zira dağlarda internet bulmak yeterince zor.
– Bir çiftliğe girerseniz size yöresel içeceklerinden sunacaklar. Tadı çok acı ama reddederseniz de darılıyorlar. Bir dikişte içmek zorunda olduğunuzu unutmayın.
NASIL GİDECEĞİM
THY’nin her gün Salzburg’a uçuş seferleri var. Ayrıca Viyana’dan Salzburg’a tren yolculuğu 2,5 saat. Söz ettiğim dağların yakınında da duraklar var fakat mevsime göre değişiklik gösteren otobüslerin saatlerini mutlaka öğrenin. Ayrıca Salzburg’a Viyana’dan değil, Münih’ten de ulaşım sağlayabilirsiniz. Zira çok daha yakın.
Ece ULUSUM
http://www.haberturk.com/yasam/haber/1107302-dikkat-heidi-cikabilir