Ayın ilk haftası ele geçen para anında biter, her seferinde ‘Bu defa daha idareli kullanacağım’ diye kendi kendine sözler verilir, ama tutulmaz… Cepte para kalmayınca arkadaşlar birbirine destek olur, iki simitle gün tamamlanır ama keyifler bozulmaz. Yeter ki karın doysun ve sohbetler bol olsun! Evlerde sabaha kadar sohbet edilir, oyunlar oynanır, filmler izlenir ama vize ve final zamanları o ev büyük bir etüt kampına dönüşür… Derslerin altından kalkılamayınca ‘Keşke daha çok çalışsaydım’ diye söylenilir, telafi için kütüphanenin yolu aşındırılır. Hiçbir şeyin dert edilmediği, insanın içinden geleni yapabildiği yıllardır üniversite zamanları… Bunun için hep özlemle anılır. Peki zorlukları yok mu? Var tabii. Özellikle İstanbul gibi bir büyük şehre başka bir şehirden gelmişseniz… Ve de cebinizdeki harçlığınız kısıtlıysa çok zor. Başka şehirden gelen öğrenciler, yurt çıkmayınca ve özel yurtlara parası yetmeyince mecbur öğrenci evi tutuyor. Artık arkasını toplayan anne, sürekli para isteyecek baba olmayınca da işler başa düşüyor. Öğrenci milleti bir yandan derslerinde başarılı olmayı amaçlarken bir yandan da hayatta tek başına ayakta durabildiğini ailesine göstermek istiyor. Yokluk baki tabii, ama bu durum pratik zekayı da tetikliyor, nasıl mı? Mesela Tarlabaşı’nda oturan Mert Akgül tabağı olmadığı için karnabahar yemeğini bardaktan yiyor, Üsküdar’da oturan Şeyma Akçalı oturacak koltuğu olmadığı için kütüphanesini koltuğa çeviriyor. Herkes bir şekilde çözüm üretiyor. Zorluklar çok ama umut da var.

35MERT VE ALİ

Tarlabaşı’nda 0+0 öğrenci evi
Beyoğlu’nda Tarlabaşı’ndaki Demirbaş Sokak’tayız. Bizi sokağın başından Mert Akgül (22) alıyor. Beş katlı apartmanın en üst katında oturuyor Mert’le ev arkadaşı Ali Tekin (22). Akgül, İstanbul Üniversitesi Rus Edebiyatı’nda, Tekin ise aynı üniversitenin arkeoloji bölümünde okuyor. İkisi de İzmir’den gelmiş. Mutfağı olmayan tek odalı evde iki senedir yaşıyorlar. Evin kirası 400 TL. Evin biraz dağınık olduğunu söyleyince Akgül “Bazen arkadaşlar geliyor birkaç saatte ortalık bu hale geliyor” diyor. İkisine de yurt çıkmamış. Tekin “Başka yerlerde ev baktık ama ev sahipleri ‘Burası aile apartmanı, gürültü yapamazsınız’ dedi. Biz müzik yapıyoruz. Bu evde rahatız” diyor.

AY SONU ZOR GELİYOR
Mutfak eşyaları eksik. Ama çözüm yok değil. Karnabaharı bardakta yemişler! İkili öğrenci evinde yaşamak nedir anlatıyor: “İlk başta evde hiçbir şey yoktu. Bir hafta uyku tulumlarıyla kaldık. Sonra spotçudan ve arkadaşlarımızın yardımıyla her şeyi topladık. En büyük sorun elbette para. Allahtan yemek yapmasını biliyoruz. Bir tenecere yemek yapıyoruz, onu birkaç gün yediğimiz için de masraf azalıyor. Paramızın çoğunu konserlere ve kitaplara harcıyoruz. Ay sonunda sadece 10 TL kalıyor. O zaman evde bozuk para avına çıkıyoruz.” Akgül bozuk para bulamayınca da trompetini alıp Taksim’e çıkıyor ve o gün idare edecekleri kadar para toplayıp eve dönüyormuş. Bir evde olması gerekenleri sığdıramadıkları için pratik yöntemler bulmuşlar. Mesela Mert Akgül’ün dolabı olmadığı için kıyafetlerini ‘dürümleme’ adını verdiği teknikle kitaplığın altındaki çekmecelere koyuyor. Evde sandalye ve masa olmadığı için yemeklerini yerken ve ders çalışırken amfilerin üzerinde oturuyorlar. Ayrıca yatakları olan koltuklarda oturup yiyorlar. İkili Tarlabaşı’ndaki küçük evlerinde farklı bir hayat deneyimledikleri için çok mutlu.

ELİF, NAZMİYE VE BURCU

Birbirimizi ilanla bulduk şimdi hiç kopmak istemiyoruz
Misafir olduğumuz evlerin arasında eşyası en bol ve temiz olanı üç kız arkadaşın Güngören’de kaldığı ev oldu. İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okuyan Elif Süer Samsun’dan, Nazmiye Çatalbaş Trabzon’dan ve Burcu Ateş Bursa’dan gelmiş. Elif yerel bir gazetede muhabir, Nazmiye ve Burcu ise ek gelir olsun diye bankada çalışıyor. Üçüne de yurt çıkmayınca duvara astıkları ilanlar sayesinde birbirlerini bulmuşlar. Dört yıldır 700 TL’ye oturdukları evlerindeki eşyaları aile ve dostlarının yardımlarıyla tamamlayabilmişler. Kedisi Şükriye’yi kucağına aldıktan sonra kız kıza kalmanın avantajlarını anlatmaya başladı Elif Süer: “Birbirimize çok alıştık. Son zamanlarda birimiz evlense biz nasıl koparız diye bile düşünür olduk. Tabii bakmayın böyle düşündüğümüze, tartıştığımız zamanlar da oluyor ama çok uzatamıyoruz. Çünkü aynı evdeyiz. Mesela birimizin giyecek bir şeyi olmadığında başkasının dolabından istediğini alıp giyebiliyor. Bir de aynı sınıfta olduğumuz için not sıkıntısı çekmiyoruz. Sınav döneminde herkes notlarını masaya çıkarıyor ve birlikte ders çalışıyoruz. Bir de kız kıza oturmanın avantajları çok. En önemlisiyse evde istediğimiz gibi giyinebiliyor ve konuşabiliyoruz.” Güngören’i sevdiğini söyleyen Nazmiye Çatalbaş “Mahalledekiler öğrenci olduğumuzu biliyor. Geçenlerde alt kattaki teyze üç kişi olmamıza rağmen ‘Siz öğrencisiniz yavrum’ deyip altı kase aşure verdi. Nasıl da mutlu olduk bilemezsiniz” diyor. İleride anlatacak çok anı biriktirdiğini söyleyen Elif ise maddi zorluklara nasıl çözüm ürettiklerini şöyle anlatıyor: “Bazen zorluk çekiyoruz. Mesela bir gün dersten çıkıp eve gideceğiz ama cebimizde de bir kuruş yok. Bir arkadaşımın aylık akbili var. Aylık akbilde aynı durakta sadece bir kere basabiliyorsunuz. O Beyazıt’tan bindi, ben bir durak yürüyüp Laleli’den onun akbiliyle bindim tramvaya. Ay sonunda bozuk para bulmak için koltuk aralarına bile baktığımız oluyor. Çalışmaya başlayınca biraz daha rahatladık sayılır.”

ELİF, NAZMİYE VE BURCU

Birbirimizi ilanla bulduk şimdi hiç kopmak istemiyoruz
Misafir olduğumuz evlerin arasında eşyası en bol ve temiz olanı üç kız arkadaşın Güngören’de kaldığı ev oldu. İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okuyan Elif Süer Samsun’dan, Nazmiye Çatalbaş Trabzon’dan ve Burcu Ateş Bursa’dan gelmiş. Elif yerel bir gazetede muhabir, Nazmiye ve Burcu ise ek gelir olsun diye bankada çalışıyor. Üçüne de yurt çıkmayınca duvara astıkları ilanlar sayesinde birbirlerini bulmuşlar. Dört yıldır 700 TL’ye oturdukları evlerindeki eşyaları aile ve dostlarının yardımlarıyla tamamlayabilmişler. Kedisi Şükriye’yi kucağına aldıktan sonra kız kıza kalmanın avantajlarını anlatmaya başladı Elif Süer: “Birbirimize çok alıştık. Son zamanlarda birimiz evlense biz nasıl koparız diye bile düşünür olduk. Tabii bakmayın böyle düşündüğümüze, tartıştığımız zamanlar da oluyor ama çok uzatamıyoruz. Çünkü aynı evdeyiz. Mesela birimizin giyecek bir şeyi olmadığında başkasının dolabından istediğini alıp giyebiliyor. Bir de aynı sınıfta olduğumuz için not sıkıntısı çekmiyoruz. Sınav döneminde herkes notlarını masaya çıkarıyor ve birlikte ders çalışıyoruz. Bir de kız kıza oturmanın avantajları çok. En önemlisiyse evde istediğimiz gibi giyinebiliyor ve konuşabiliyoruz.” Güngören’i sevdiğini söyleyen Nazmiye Çatalbaş “Mahalledekiler öğrenci olduğumuzu biliyor. Geçenlerde alt kattaki teyze üç kişi olmamıza rağmen ‘Siz öğrencisiniz yavrum’ deyip altı kase aşure verdi. Nasıl da mutlu olduk bilemezsiniz” diyor. İleride anlatacak çok anı biriktirdiğini söyleyen Elif ise maddi zorluklara nasıl çözüm ürettiklerini şöyle anlatıyor: “Bazen zorluk çekiyoruz. Mesela bir gün dersten çıkıp eve gideceğiz ama cebimizde de bir kuruş yok. Bir arkadaşımın aylık akbili var. Aylık akbilde aynı durakta sadece bir kere basabiliyorsunuz. O Beyazıt’tan bindi, ben bir durak yürüyüp Laleli’den onun akbiliyle bindim tramvaya. Ay sonunda bozuk para bulmak için koltuk aralarına bile baktığımız oluyor. Çalışmaya başlayınca biraz daha rahatladık sayılır.”

ŞEBNEM

Kanepe yoksa kitaplık var
Beykent Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği son sınıf öğrencisi olan Şebnem Akçalı (23), İstanbul’a Adana’dan gelmiş. Okulun ilk senesinde yurtta kalmış ama yurt kalabalık olduğundan ders çalışmakta güçlük çekmiş ve eve çıkmaya karar vermiş. Üsküdar’da 650 TL kira verdiği bir evde tek başına yaşıyor. Ev arkadaşı aradığını söyleyen Akçalı “Liseden bir arkadaşımla eve çıktık ama anlaşmazlıklarımız olunca gitti. Yakın arkadaşla eve çıkmak ilk başta çok doğru bir fikir gibi gelse de aynı eve çıktığınızda başka bir paylaşım alanı oluşuyor. Salondaki koltuklar onundu mesela, o gidince eşyalar da gitti. Ne yapacağımı bilemedim. En azından bilgisayarım vardı. Yatağın üzerinde oturup derslerime çalışıyordum. Ben de bir çözüm buldum. Bizden önceki kiracıdan kalan kitaplığı yere yatırıp üzerine minderler koydum ve kanepe yaptım. Pek rahat değil ama üzerinde bir şeyler okuması ve ders çalışması gerçekten çok keyifli” diyor. Tek kaldığı için evin masrafları ağır gelmeye başlamış: “Eşyalarımın çoğunu ailem ve arkadaşlarım getirdi. Yeni bir eşya almak çok masraflı. Şimdi kira ve faturalarla ayda 750 lira ödüyorum. Günlük ihtiyaçlarımı karşılamak ve kitap, gazete, konser ya da tiyatroya gitmek için daha fazla paraya ihtiyacım oluyor. Bu nedenle garsonluk, anketörlük ya da birkaç gün süren karşılama hostesliği yapıyorum. Para kalmadığı zaman da imdadımıza hazır çorba yetişiyor. Özellikle aylığın gelmesine bir hafta kala cepte para kalmıyor. Arkadaşlardan borç alıp idare ediyoruz. Şimdi ev arkadaşı arıyorum ama elbette güvenmesi çok zor. Kirayı geciktirir mi, nasıl biridir, anlaşabilir miyim bunlar çok önemli şeyler.”

Ece ULUSUM

http://www.sabah.com.tr/pazar/2014/11/09/karnimiz-doysun-bol-sohbet-olsun-bize-yeter?paging=1

Related Posts

Çözüm artık şu havuz problemini

‘Bir bakışta böceklerimin derini anlarım’

Yeni annelere sağ kalma rehberi

2017’den 2018’e devren kiralık

Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insan

Kamp kurmalık yıldız haritası