1756041_4508bc81d0870af400654e16f246056a

Yeni ve çok çeşitli sanat platformu BASE 21-24 Aralık’ta İstanbul Galata Rum Okulu’nda gerçekleşecek 108 sanatçının 116 eserinin yer alacağı BASE’in jürileri arasında New York Academy of Art Dekanı Sanatçı Peter Drake de var. Drake, İstanbul için “Modern sanatlar müzesindeyken, ezan sesini duymak müthiş bir his” diyor.

7297042Mezuniyetten profesyonel sanat hayatına geçişlerinde genç sanatçı adaylarına destek olmayı amaçlayan yeni sanat platformu BASE haftaya kapılarını açıyor. Genç sanatçılara destek verme hevesiyle birçok etkinlik yapıldı ancak çeşitlilik konusunda pek ileriye gidemedi. Bu sefer jüri ve paneller söz ettiğim çeşitlilik konusunun altını iyice çiziyor. 31 üniversiteden 108 sanatçı adayının toplam 116 yapıtı BASE’de sergilenecek. Kürasyonu Derya Yücel’e ait etkinlikte Alev Ebuzziya, Ali Kazma, Mehmet Güleryüz, Refik Anadol, Taner Ceylan gibi isimlerin arasında olduğu 75 konuşmacı BASE Talks kapsamında izleyicilerle buluşacak. Geniş çaplı organizasyonun jürileri arasında New York Academy of Art Dekanı Sanatçı Peter Drake sorularımızı yanıtladı. Drake İstanbul’da projeler yapma konusunda da çok hevesli.

■ BASE’in seçici kurulunda olma fikrine nasıl yaklaştınız?
Her konuda açık olmaya çalışan ve kendi değerlerini empoze etmekten kaçınan biriyim. Çok keskin bir estetik eğilimim olmasına karşın yaklaşımı oldukça çoğulcu.
Önünüze gelen isim ve eserleri nasıl değerlendirdiniz?
Sanatta her konuda kendime sorduğum üç soruyu burada da kullandım: Sanatçı ne yapmaya çalışmış? Bunu başarabilmiş mi? Bunu daha iyi yapabilir miydi? Bu sorular üzerine odaklandığınız zaman, önyargılarınızı da bir kenara bırakmış oluyorsunuz.
■ BASE gibi etkinliklerin bir şehir için önemi nedir sizce?
Bu platform, sanata karşı uluslararası bir yaklaşım takındığınızın bir kanıtı aslında. BASE yarışmasında sunulan işlerin kalitesi ve çok yönlülüğü, dünyanın tüm sofistike şehirlerinde yapılan sanattan farksız.
Ülkemizde tarihi kamusal alanlarda etkinlik yapmaya daha yani başlanıyor denebilir. Eserlerle mekân ilişkisinde geçmiş bugünün nasıl bir parçası olabilir?
Kişisel olarak sanatın, beklenmedik kavramlarda hayata geçmesinden yanayım. Seküler ve dinsel kavramların birbirine zıtlığını taşıyan, tarihi ve modern mekânlarda insanı canlandıran bir his oluyor. Sanırım, işlenen kavramı önceden tahmin etmek mümkün olmadığında sanatı daha net bir şekilde görebiliyorsunuz.
■ Bu etkinlik her sanat disiplinini kapsadığını söylüyor. Bunu gözlemleyebildiniz mi?
Evet, seçim sürecinin en yenilikçi yönünün bu olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan tek tavsiyem, bu tavırda devam edilmesi olacaktır. Tek bir sanat dalının savunuculuğu yapılmamalı. Sanat dünyası sürekli değişir, yani bir nesil için bir ilerleme gibi görünen bir akım, bir sonraki nesil tarafından gerileme olarak algılanabilir.

1756041_12f01224f8488eee1a6e3280cff5b17b‘BENİ ŞİMDİDEN DÂHİL EDİN’
■ Louvre’a göre insanlar Mona Lisa gibi tablolara ortalama 15 saniye bakıyor. Türkiye’de de gözlemlerime dayanarak eserlerin incelenme süresi epey kısa oluyor. Sizin de bununla ilgili bir gözleminiz var mı? Bu kadar çabanın eser başına 10-15 saniye için olması biraz üzücü…
Evet çok üzücü, ama unutmayın sanat gibi üzerinizde gerçekten etki bırakan çok az deneyim vardır. Bu bir tablonun önünde geçirdiğiniz zamanla kısıtlı değildir sadece, daha sonrasında bu deneyimi düşünmeye ayırdığınız zaman da çok değerlidir. Mesela ben Vermeer’in Su Testili Kadın tablosunu MET’te birçok kez gördüm ve sanırım her seferinde yaklaşık 1 dakika bakabilme şansım oldu. Ama zaman içinde bu dakikaları birbirine ekliyorsunuz.
■ Türkiye’yi çağdaş sanat bakımından birkaç cümleyle nasıl özetlersiniz? Sizin bakış açınızı merak ediyorum.
Biraz klişe gibi gelecek ama İstanbul gibi bir şehrin en ilham verici tarafı karmaşıklığıdır. Bir modern sanatlar müzesindeyken, ezan sesini duymak müthiş bir histir. Gündüz Ayasofya’da gezindikten sonra öğlen modern sanat enstalasyonunu görme fırsatını yakalayabilmek gerçekten insanın aklını başından alıyor. Size adeta zaman ötesindeymişsiniz gibi ve sanki sonsuza kadar uzanan bir kültürün parçasıymış gibi hissettiriyor.
■ İstanbul’a gelmeyi planlıyor musunuz bir proje kapsamında?
Eve çok isterim. Beni şimdiden dahil edebilirsiniz!
Şu ara dikkatinizi çeken etkinlikler neler?
Vic Muniz’in Creative Time için hazırladığı bulutlardan tutun, Cloisters’da öğleden sonranızı geçirmeye kadar birçok etkinlik ilgimi çekiyor. Eliasson’ın Şelaleri, sokakta hiç beklemediğiniz anda karşınıza çıkan bir eser örneğin. Midtown Armory’de programları seviyorum. Akademi’de her gün gördüğüm çalışmaların kalitesi bana muazzam ilham veriyor. Çoğu gün kendimi, öğrencilerim kadar kompleks ve ilham verici çalışmalar yapabilecek yeteneğe sahip olup olmadığım konusunda sorguluyorum.

 


Taner Ceylan: Çorbada benim de tuzum olsun
“Yıllardır hepimizin aklında olan bir arzu gerçekleşiyor. Çok önemli bir soluk getirecek tabii ki. Dileğim çok uzun olması. Ortam, taze beyinlerle, umutlarla yeni ilham kaynaklarına kavuşacak. Bir şekilde sanat kurumları ve koleksiyonerler bu gençlere ulaşamıyorlar ne atölyelerine ne okullara ne de yeni çalışmalarına… Bu anlamda gençlere çok çok değerli bir görünürlük sağlayacak. Aynı zamanda da kurumlara yeni renkler girecek. Elimden geldiğince ben de genç sanatçıları desteklemeye çok özen gösteriyorum, bu nedenle bu etkinlikte olmak benim için çok önemli. Çorbada benim de tuzum olsun istedim…”

Refik Anadol: Alışık olmadığımız çeşitlilik
“Yeni bir yaklaşım. En iç açıcı nokta, çok kapsayıcı bir yaklaşım üzerine kurulu olması. Belli başlı isimlerle gelip geçen trendler üzerinden değil, hakikaten destek ve motivasyon odaklı olması optimist bir soluk getirecektir. Aynı şekilde kapsayıcı ve farklı alanlardan bakış açısı sunabilecek güçlü bir jüri. Ülkemizde hiç alışık olmadığımız bir çeşitlilik. Eminim çok pozitif katkıları olacaktır. İlham verecek ve heyecan getirecektir. Çok seslilik ve kapsayıcılık ile hareket eden bu güzel niyetin herhangi bir yerinden olmak beni çok mutlu etti.”

Marcus Graf: Baskısız destek
“Köklü galeriler ve enstitülerin dışında yer alan BASE’de, sanat piyasasının veya kariyer yönlendirmenin baskısı olmadan genç sanatçıların, alanımıza yeni bir soluk getireceğini düşünüyorum. Bu etkinliğin farklı strateji, tavır ve prensiplerin yan yana olduğu günümüzün sanat dünyasının çoğulcu, eklektik ve heterojen karakterini iyi bir şekilde yansıtacağını düşünüyorum. Bu platform, genç sanatçılara, kendilerini gösterme fırsatı sunacak.”

 

Ece Ulusum

HT Link:

http://www.haberturk.com/base-istanbul-galata-rum-okulunda-gerceklesecek-1756041

Related Posts

Oscar kadınlara gidiyor

Modaya yön veren fikirler

Türker İnanoğlu: Hepsi gitti ağlamamak elde değil

Wild Beasts: Sözler müzikten daha önemli değil

‘2018 Türkiye’de hip hop’un yılı olacak’

‘İstanbul’da çalmayı çok seviyorum’