MuratAbbas_ZorluPSM_

O bir genel müdür, plak koleksiyoneri, kedi babası ama hepsinden de önemlisi DJ. Murat Abbas yani DJ Mabbas’tan söz ediyorum. Hazırladığı set’leriyle festivalci jargonuyla “yardıran” müzisyenle buluştuk…

 

7099132Yorgunluktan bitap düşmüş, Sónar Istanbul’un kapanış performansını bir kenardan izleyip eve geçerim diye düşünüyorum. DJ Mabbas sahneye çıktı, ses yükseldikçe zemin titriyordu. Müzik ve görsel şov bana evimi unutturmuş, yaklaşık 2 bin kişiyle sabaha kadar dans etmeye devam etmiştim. Onu aslında ilk 2011’deki Rock’n Coke’ta dinleme fırsatı bulmuştum ama bu sefer benim için bambaşkaydı. Geçen hafta da Nicolas Jaar’dan sonra Zorlu PSM Studio’da sahne aldı, sanırım Mabbas’ın en coşkulu sahnelerinden biriydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde alana sığmayan insanlar artık DJ kabininde onunla birlikte dans ediyordu. Röportajımızda “Suratım genelde asık” dese de o gece yüzü gülüyordu. Bir ara herkesin telefondan parçaları Shazam’lamaya çalıştığını gördüm. İlk kez dinleyenler not alıyor, onu tanıyanlar da tadını çıkarıyordu. Ben de Zorlu PSM Genel Müdürü Murat Abbas ile bu sefer kurumsal kimliğinin ötesinde DJ’liğini konuşmak için kapısını çaldım. Müzisyen tarafını, festivalleri ve eski günleri konuştuk.

■ DJ kabinindeyken çok mutlu olduğunuzu söylüyorsunuz. O mutluluğunuzu neye benzetebilirsiniz?
Zor soru. En çok da festivallerdeki büyük sahnelerde mutlu oluyorum. Aslında DJ kabini çok stresli bir yer. Orada çok yalnızsın ve hata yapma lüksün yok. Karşında dans edip eğlenmeyi bekleyen insanlara bakıyorsun. Heyecanı kadar gerginliği de var. Ama yine de DJ’liği hiçbir şeye değişmem.
■ DJ’lik bana bir güçmüş gibi gelir. İnsanların hareketleri parmaklarınızın altında…
Kesinlikle. Çaldığın müzikle insanları bir şekilde yönlendiriyorsun. Bu ego ki egosuz DJ olamaz. Sonar’ı hatırlıyorum. Onların coşkularını yükseltip alçaltıyordum, biraz da kukla ustası gibi o iletişim. Karşımdaki 2 bin kişiyi gördüğümdeki coşkuyu unutamam.
■ Müzik tarzınızı nasıl anlatırdınız?
Yüksek tempolu soul full techno, benim DJ set’lerimi ayrıştıran en önemli özellik bu… Çok mutlu, neşeli, aydınlık müzik çalamıyorum.
İlk ekipmanınız neydi? Şimdi neler var?
CD ile başladım. Park Orman’daki FG Clubbing ile başlayan clubbing furyasıyla 2000’li yılların başında ben de plak DJ’liğine başladım. Ağır case’leri taşırdım. O zamanlar omzumu sakatladım. Doktora gittiğimde bana “Siz tenisçi misiniz?” diye sormuştu. Basit bir set up, 2 pikap, mixer, monitör ve kulaklık. O zamanlar önceden plakları satın almak, parçaları hazırlamak gerekiyordu. Artık plaktan çalmıyorum. Artık USB ve bilgisayar kullanarak devam ediyorum. Plaktan çalmayı çok özlüyorum ama orada başka bir adrenalin var.

‘EN ÖNEMLİSİ HER ZAMAN SESTİR’
■ Sizde set hazırlığı süreci nasıl oluyor?
Nerede çalacağıma ve birinin öncesi ya da sonrasında mı çalacağıma göre değişiyor. Önünde çalacaksam, düşük tempolu warm up parçalar seçiyorum. Sonraysa bıraktığı yerden devam ediyorum, up tempo seçiyorum. Festivallerde çalacağım zaman daha enerjik parçalar tercih ediyorum. Çok fazla set hazırlayıp sıralayan birisi değilim.
■ “Bu işin en önemli yanı ışıktır” diyenler var. Siz ne dersiniz?
Mesela Jaar’ın ışık seti çok sade, hatta endişelendim “Seyirci için çok mu karanlık olacak?” diye. Ama kimi müzisyen ışık ve görselliğin müziğin önüne geçmesini istemiyor. Aksini düşünen de var. Ben daha ortadayım. Görsel dünya ve çaldığımız müzikle bütünleştiğimiz noktada coşku artıyor. Mesela Sonar’da çaldığım seti, daha farklı ortamda çalsaydım bu kadar etkili olmazdı. Görsel tasarım önemli ama en önemlisi her zaman sestir. Bilenler bilir, insanları ses konusunda bıktırdığım oluyor. Gerçekten bu konuya takığım…

‘ŞAPKASIZ ÇIKMAM’
■ DJ kabinindeyken dışarıdan nasıl göründüğünüzü umursuyor musunuz?
Şapkasız çıkmam. (Gülüyor.) Nasıl göründüğümle ilgili kaygılarım yok ama bir tarzım var, şapka ve hoodie ile çıkarım. Çalarken asık suratlı olduğumu söylüyorlar, zaten çok güleç bir insan değilim. Ama çok dert etmem…
■ Bir zamanlar sahne aldığınız birçok mekân ya da festival artık yok. Özledikleriniz oluyor mu?
Büyük festivalleri çok özlüyorum… Rock’n Coke Festivali’nde yerli isimler arasında en çok çalan kişi benim. 2009’dakini unutamıyorum. Linkin Park ile benim sahnemi aynı saate koymuşlardı. Kimse gelmeyecek diye endişelenmiştim. Ama sahne doluydu! Çok mutlu olmuştum. Park Orman’da Modeselektor öncesindeki set’i çalmıştım. O an harikaydı. 2001’de Beykoz Hayal Kahvesi’nde pazar sabah 07.00’de denizin üstünde çalmıştık. Bunları özlememek mümkün değil. Ghetto, İndigo, Asmalımescit Babylon, Juke Box…
■ Bundan sonra neler olacak?
Oldies but Goldies devam. Zorlu PSM’deki etkinlerde kendime daha fazla torpil yapmayı öngörüyorum. Çünkü Studio’ya çok iyi bir LED sistemi koyduk, balkon inşa ettik. Avrupa’nın en iyi ses ve ışık düzenine sahip mekân oldu. Ben niye çalmayayım? Mix Festivali’nde çalacağım. Sonar’da çalar mıyım bilmiyorum, laf, söz olur diye çekiniyorum. Arada Kiki’de çalıyorum. Bakalım…

‘Kötü set de var, seyirci de mekân da’
Geçenlerde DJ Tiga Roma’daki set’inden dolayı gelenlerden özür diledi. Akabinde ilginç yazılar çıktı. Sizin görüşünüzü merak ediyorum.
Kötü müzik çok subjektif bir deyiş. Ama insanların çoğu eğlenmiyorsa, ortada evrensel anlamda kötü bir set vardır. Her DJ, her zaman iyi çalar diye bir şey yok. Primavera’da Jamie xx, o kadar kötü bir set çaldı ki inanamadım. Ortamı resmen dağıttı. Ama seyircinin de düşük enerjili olduğu ortamda DJ’in etkilenmemesi mümkün değil. Bazen, bazı geceler ne yapsan olmuyor… Tiga’nın kötü setlerine denk gelmiştim. Bence Roma’da o kadar kötü çaldı ki itiraf etmek zorunda kaldı. Anlayacağınız, kötü set de var, kötü seyirci de var, kötü mekân da…
Minimal techno’nun yükselişiyle ilgili konuşuluyor. Sizin böyle bir gözleminiz var mı?
Çok fazla gözlemlemiyorum. Techno’nun genel olarak yükseldiğini görüyorum. Akımlar yükselip alçalıyor. Son yıllarda içinde olduğumuz türbülanslı dönemin insan ruhu üzerinde yarattığı tahribatı bence techno müzik karşılıyor. Dünyanın sert ortamı müziğe de yansıdı. ‘Kötü set de var, seyirci de mekân da’

Abbas’ın festival anıları...
“Konaklamalı ilk yurtdışı festivalim 99’daki Glastonbury idi. Ancak biz konaklayamadık! Koca festivalde 1 litrelik su, 1 paket bisküvi, bir Guardian Gazetesi vardı. Konserler bittikten sonra insanlar konaklayacağı yerlere gitti. Bizse yerde yattık 3 gün boyunca. Orada çok popüler olduk. İnsanlar bizimle fotoğraf çektirdi. İnsanlar bize battaniye, çorba falan getirdi. İnanılmazdı. Döndüm, 20 gün hasta yattım.”

“Fuji Rock Festival de inanılmazdı. Dağların arasında yapılıyor. Radiohead’i önden seyredeceğim diye taktım, tuvaletim gelmesin diye hiçbir şey içmedim. 7 saat ayakta durdum, konser inanılmazdı. Sahnenin arkasında dağ ve birden dağların arasına bulutlar çöktü, şimşekler çakmaya başladı. Kocaman bir gece kulübüne dönüştü… Konser sonrasında 45 dakika boyunca bacaklarım açılmadı.”

Ece Ulusum

Link:
http://www.haberturk.com/dj-murat-abbas-donemin-tahribatini-techno-muzik-karsiliyor-1662090

Related Posts

Doğu Demirkol: Murat Abi Hazar’ı, ben Bennu Abla’yı kapatacaktım

Gökcan Sanlıman: Yasaklanmak dikkate alınmaktır

Angus & Julia Stone: Menemen favorimiz

Venedik’te sorgulama ve üretme ‘Vardiya’sı

Cover, düet, tribute albümü akımı

Oscar kadınlara gidiyor