bienal-slider

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding sponsorluğunda gerçekleştirilen 15. İstanbul Bienali açıldı! 12 Kasım’a dek sürecek bienalin bu yılki teması “İyi bir komşu”. Küratörleri Michael Elmgreen ve Ingar Dragset ile bienalin direktörü Bige Örer, neler olduğunu HT Cumartesi’ye anlattı…

704025715. İstanbul Bienali’nin temasının ‘iyi bir komşu’ olduğunu öğrendiğimden beri düşünüyorum. Bırakın mahalleyi, üst komşularımın kim olduğunu bile bilmiyorum. Hatta benden birkaç masa ötede, farklı birimdeki iş arkadaşlarımı da pek tanıdığım söylenemez. Onlar iyi birer komşu mu? Peki ya ben? Sanırım Michael Elmgreen ile Ingar Dragset’in de insanlara tam olarak düşündürmek istediği bu.
Bugün kapılarını açan bienal komşuluk üzerine. Ancak sadece karşı komşumuzu değil, komşu ülkeleri hatta daha ileri gidip evrendeki komşularımızı da ele alıyor. Tema daha kompakt olsun isteyen ikili, geçen yıllara nispeten daha az sanatçıyla çalışma kararı almış. 32 ülkeden 56 sanatçının 150 eserini (ki bunların 30’u İstanbul için üretildi), Koç Holding sayesinde hiçbir ücret ödemeden 12 Kasım’a kadar görebilirsiniz. 2007’den beri bienali destekleyen Koç Holding, 2027’ye kadar sponsorluğunu uzatarak Türkiye ve dünya için önemli bir sanat hamlesine, İstanbullular için de uzun, güzel bir komşuluğa imza atmış oluyor. Bienalin 30’uncu yılında birçok etkinlik ve eser prömiyeri de sizi bekliyor. Bienali, komşuluğu, daha önce eserleriyle kentimize gelen, şimdi küratörlüğü üstlenen ikiliye sorduk.

■ İstanbul Bienali’nde yer almak ne ifade ediyor?
Büyük onur. Daha önce 3 kez sanatçı olarak yer almıştık. Şehirle bir bağımız olduğunu hissediyoruz. Bu sefer küratör olmak bize daha büyük bir şeyin parçası olduğumuzu hissettirdi.
 Komşuluk denince aklınıza gelen ilk üç kelime nedir?
Aidiyet, bir arada yaşamak ve çeşitlilik… Bizce en iyi komşu, size benzemeyen komşu. Onlarla dünya görüşünüzü genişletebilir ve ufkunuzu geliştirebilirsiniz. Yaşadığımız Berlin’de stüdyomuz çeşitli gruplardan insanların yaşadığı Neukölln’de. Bu gerçekten ilham verici. İstanbul’a kıyasla Berlin için mahalle kavramı daha önemli. Komşularla dayanışma içinde…
 Bir röportajınızda “Hiçbir işin öylesine bakılıp geçilmesini istemiyoruz” demiştiniz.
Aslında bienalin gelişimine doğrudan katkıda bulunmak istediğimizi söyledik. Nisan 2016’dan, yani küratör olarak atandığımızdan bu yana her ay İstanbul’u ziyaret ettik ve 2 aydır buradayız. Serginin birçok parçasıyız; üretim, basın, pazarlama, kurulum ve yayınlar… Bir de sanatçı sayısını az tuttuk ki her sanatçının projesini tek tek tartışabilelim.

‘BASKININ BİR SONU OLDUĞUNA DAİR UMUT VEREN ESERLER’
 Bu bienal size neler kattı?
Mark Dion ve Fred Wilson gibi hayran olduğumuz pek çok sanatçıyla tanıştık. Ayrıca Candeğer Furtun ve Lungiswa Gqunta gibi sanatçıları keşfetme fırsatımız olduğu için şanslıyız. Araştırma bizi dünyanın çeşitli yerlerine götürdü, gidemediğimiz sanat atölyelerine erişmemizi sağladı.
 Ai Weiwei bana “Bir ülkenin hassasiyetlerini iyi tanımazsanız işler kötüye gidebilir” demişti. Küratörlüğünüz sırasında bu konuyu hiç düşündünüz mü?
Farklı ülkelerde işlerimiz sergilendi ve her sergiyle o ülkenin yerel bağlamını anlamaya çalıştık.  ienaldeki küratörlük sürecinde de İstanbullu akademisyen, sanatçı, gazeteci, farklı kreatif dallardan insanlarla görüşmeler yaptık. Tabii ki hâlâ İstanbul veya Türkiye uzmanı değiliz, Türkçe bile konuşmuyoruz. Ancak bu bienali uluslararası alışverişin bir devamı olarak görüyoruz.
 Siz aslında İstanbul’u ve sanat çevresini biliyorsunuz. Günlükleri okuyanlardandım. Bienali tanıyanlar olarak sizin bakış açınızda ne değişiklikler oldu?
Bahsettiğin günlükler 2013’teki bienale yaptığımız İstanbul Günlükleri. Tanıştığımıza tekrar memnun olduk! Bu bienalin, özellikle bu zamanda, samimi bir hissi olmasını istedik. İlk geldiğimizden bu yana İstanbul’daki sanat ortamı pek çok değişim yaşadı. İnanılmaz büyüdü ve çeşitlendi. Ancak pek çok diğer şehirde olduğu gibi İstanbul’da da ticari bir balon oluştu ve iniş çıkışlar yaşandı. Şu anda şehirde pek çok bağımsız girişimin oluşmaya başlamasından çok mutluyuz, bu sonbaharda şehre yeni bir enerji gelmiş gibi. Sergiyi oluştururken eğitim programı ve kamusal programın ne kadar önemli olduğunu da daha iyi anladık.
 Sanatçılar arasındaki yaş farkları kasıtlı mı?
Kasıtlı bir tercihti. Eski işleri yeni bir bağlamda görmek geçmişle paralellikler kurmamıza veya şimdiki zamanla yeni bağlantılara yardımcı olabiliyor. Lee Miller’in ve Liliana Maresca’nın eserleri buna iyi birer örnek. Her ikisi de ağır baskı dönemlerinin son zamanlarında üretilmişti ve bunun bir sonu olduğuna dair bize umut verdi. Zeitgeist, yani bir dönemi ele alan bir bienal yapmak istemiyorduk, sadece mevcut eğilimleri ve trendleri yansıtmak istemiyorduk. Asıl olarak tüm işler arasında ilişki kurulmasına izin veren bir alan yaratamaya çalıştık ki izleyiciler hem genç ve deneyimli sanatçılar arasında hem de farklı sanat pratikleri arasında bağlantı kurabilsinler.
 İstanbul’da hangi mahallede yaşamak ya da hangi mahalleye komşu olmak isterdiniz?
Denize hiç kıyısı olmayan Berlin’de yaşadığımız için deniz manzarası hoş olabilirdi. Ama farklı mahalleleri denemek de çok iyi olurdu. Son birkaç aydır, daha kolay olduğu için Beyoğlu ve Karaköy civarında kalıyorduk. Ancak sergi kataloğunun girişine yazdığımız metindeki gibi Fransız yazar Perec’in aynı anda birçok farklı yerde yaşama fikrine çok hayranız: Kadıköy’de duş alıp Beşiktaş’ta televizyon izlemek, Nişantaşı’nda uyumak gibi… Böylece rutine alışmamış olurduk. Ancak bu şehirde bir yerden bir yere gitmenin çok uzun sürdüğünü biliyoruz, böyle yaşasak hiçbir şey yapamazdık herhalde.

 


İstanbul Bienal Direktörü Bige Örer: 30 eserin prömiyerini yapacağız
 Elmgreen & Dragset bienale nasıl bir bakış açısı kattı?
Kişisel hikâyelere önem veren duruşları, güncel siyasi eleştirilerin dilini sürdürmek yerine bienalin ev, mahalle, aidiyet ve belki daha mahrem, kişisel olanla ilgilenen bir dili sahiplenmesini sağladı. Önceki işlerinde estetik dilleriyle örtüşen sergileme biçimlerini net okuyabiliyoruz. Bu noktada “iyi bir komşu” da aynı izleri takip ediyor.
 Bu yılın dikkat çekici yanı ne?
Bienal, kişisel hikâyelerden yola çıkıyor. Eserlerin her biri eşsiz ve bir araya geldiklerinde de çok güçlü bir estetik oluşturuyor. Birçok genç sanatçının heyecan verici işlerini görebileceğiz. 30 yeni işin prömiyerini bienalde yapacağız. Sergi, şehrin tanıtımı için bir araç olmanın ötesinde içeriğiyle şehirle bütünleşiyor ve onun gölgede kalmış zenginliklerine işaret ediyor.
 Komşuluk size ne ifade ediyor?
“İyi bir komşu”nun tek tanımı yok. İyi komşunun kim olduğu, zamana, mekâna, topluma göre farklılık gösterebilir. Farklı ölçeklerde (ev, mahalle, şehir, ülke, hatta belki evren) yaşanabilir. Bu yıl, sadece yan yana değil birlikte yaşamak üzerine de düşünmeye davet ediyor.
 Bienal katılımcıları nasıl bir yol izlemeli?
İzleyicilerin sergiyi birden çok kez gezmelerini, sanatçıların işleriyle ilgili düşünmeye ve birlikte konuşmaya devam etmelerini, hayatlarında her zaman hatırlayacakları farklı bir sergi deneyimi yaşamalarını isterim.


30’uncu yaşta yaşayan hediye
Bienal kapsamında ünlü sanatçı Ugo Rondinone’nin 1999’da Taksim Meydanı’nda sergilenen Gökkuşağı Heykeli, Koç Holding desteğiyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yanındaki Mustafa Kemal Kültür Merkezi’ne yerleştiriliyor. Eser kalıcı olacak, dahası bundan böyle bienal İstanbul’a her yıl kalıcı bir eser daha kazandıracak.

Bienal mekânları
Bienal sergileri bu yıl, İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Pera Müzesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi daha önce de İstanbul bienallerine ev sahipliği yapan mekânların yanı sıra, Cihangir’deki ARK Kültür ile Asmalımescit’te yer alan sanatçı stüdyosu gibi konut özelliği taşıyan mekânlarda gerçekleşecek.

Ece Ulusum

 

Related Posts

Kalben: Sürekli parlayamam

Ediz Hafızoğlu ve Çağrı Sertel: Transparan takılıyoruz

Ezhel’in annesi Ulya Turgut: Çocuğumun arkasındayım

Caz ve dahası

Lezzetli ama hep aynı Cappadox

‘Biz öyle çocuklar değiliz’