Ekran Resmi 2017-01-29 13.22.55

44 yıldır ülkemizin kültür-sanat hayatını önemli bir yere taşıyan İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın arkasındaki kadınları bir araya getirdik. Bugüne kadar neler yaşadıklarını ve planlarını konuştuk. İşte karşınızda 7 soruyla 9 İKSV kadını….

Şişhane’de bekliyorum. Tam 9 kadınla randevum var. Hepsi de İstanbul kültür sanat hayatına yön veren isimler… Onlar, her şeye rağmen sanatseverlerle buluşan İstanbul bienallerinin, festivallerinin düzenlenmesinde büyük payı olan İstanbul Kültür Sanat Vakfı kadınları… Bunca teröre, olaya rağmen ruh salığımızı, hatta birlik ve beraberliğimizi biraz da onlara borçluyuz. Amerikalı sinir sistemi uzmanı, “Müzik Dinleyen Beyniniz” kitbının yazarı Daniel Levitin öyle diyor: “Sosyal bağlar içinde birlikte şarkı söylemek, bir güven hormonu olan oksitosin üretilmesine; düzenli bir şekilde birlikte hareket edip piramitler gibi büyük işleri bitirmeye; ve dahi bunlar gibi pek çok güzel şeye yarıyor.” Yani anlayacağımız müzik ve hareket arasında çok eskiden kalma bir bağ var. Dolayısıyla şu ara sımsıkı sarıldığımız “bizi sanat kurtarır” ya da “sanat iyileştirir” düşüncesi buşuna değil, bilimsel temellere dayanıyor. Kültür sanat hayatımızı “dişi enerji”yle ayakta tutan İKSV kadınları da daha iyisini yapabilmek için gece gündüz çalışıyor işte. Bu haber için onları masalarından kaldırdık. 9 İKSV kadınından işlerinin perde arkasını, sanatın içinde bulduğumuz dünyada önemini ve hayallerini dinledik…

■ 2016 zor bir yıldı ve hepimiz sanata sarıldık. Kendi alanınızdan baktığınızda sanatın insanlara nasıl iyi gelebileceğini düşünüyorsunuz?
Yeşim Gürer Oymak: Müzik, duyguları uyandırıp daha derin bir farkındalık içerisine girmemizi sağlıyor. Sevincimizi ve mutluluğumuzu hep müzikle kutlamamızın, acımızı müzikle yaşamamızın da sebebi de bu.
Bige Örer: Sanat bir nefes alanı yaratıyor, şifa verici etkisini özellikle zor zamanlarda daha çok hissediyoruz. Sanat alternatif bir evrenin kapılarını aralıyor, ilham vererek dünyayı farklı bir şekilde algılamamızı sağlıyor.
Deniz Kuzuoğlu: Sanatın her insana dokunuşu ve etkisi farklı. Bazısı bir filmde kaybolup kendini yeniler, bazısı iki saatlik bir konserde. Sevdiğiniz bir şarkıyı ilk duyduğunuz andaki heyecan ve mutluluğun, tekrar dinleme ihtiyacının hayata kattığı güzellik eşsiz bir his. Bu hissin sizi hiç bırakmayacak olması insana güç veriyor.
Leman Yılmaz: Toplumsal baskıların arttığı dönemlerde eğilimlerin kültür-sanat alanlarına kaydığı bir gerçek. Avignon ve Edinburgh gibi festivaller 2. Dünya Savaşı sonrası başladı. Umudunu kaybeden insanlar için bir tür tedavi ya da kendilerini ifade edecek yeni bir yol olarak görülmüştü. Bugün de durum farklı değil. Sadece Türkiye’de değil, dünyada sanat üretiminde büyük bir artış var. Bu aya kadar İstanbul’da sahnelenen oyun sayısı 115’in üzerinde. Gerilimi ve korkuyu bertaraf etmenin en önemli araçlarından biri sanat ve elbette tiyatro.
Özlem Ece: Bu soruya, El Sistema’nın kurucusu Şef José Antonio Abreu’nun bir sözüyle cevap vereceğim. “Yoksulluk, sadece ekmeksiz veya çatısız yaşamak değildir. Aynı zamanda manevi bir eksikliktir, bir yalnızlıktır, kabul görme eksikliğidir. Maddi varlıklardan yoksun bir çocuk, müzik yoluyla manevi bir zenginlik kazandığında, yoksulluğun kısır döngüsü kırılabilir.”

6401767‘SANAT, KELEBEK ETKİSİ YARATIR’
Deniz Ova: “Sanat, kelebek etkisi yaratır” dersek daha doğru olur. Toplumsal gelişime, kültürel etkileşime ve bireylerin yaşam kalitesine olumlu etkisi var. Tasarım ve sanat etkinlikleri kendi düşünme alanlarımızı yaratmaya, zenginleştirmeye ve bireyin ruhunun beslenmesine katkıda bulunuyor. Ön yargıları yıkıyor, insanlar birbirlerine güç veriyor.
Pelin Opcin: Dilimizin dönmediği, ifade etmekte tıkandığımız hayal kırıklıklarımızı sanatçı bambaşka bir dille aktarıyor. Bu sözcülük izleyiciye, dinleyiciye rehberlik ediyor. Konserleri birlikte dinlemek, belli bir duygu bütünlüğü içinde bir arada olmak yaraları sarıyor.
Tuna Ortaylı Kazıcı: Sanat insanı düşünmeye ve sorgulamaya zorlar, anlatılmak istenenden bambaşka şeyleri de düşündürebilir. Bu pratiği kazandıkça insanların daha çok sorgulamaya başlayacağına inanıyorum. Tekdüzelikten kurtulabilirsek, çevremizde olanların farkına varıp daha bilinçli, hoşgörülü ve merhametli olabilirsek dünya da daha farklı olacak.
Gülin Üstün: Sanatın ülkelerin ve insanların yaşam standartlarını yükselttiğini, farkındalık yarattığını, bireylerin kendileri ve çevreleri için yeni arayışlar içinde olmaları konusunda teşvik ettiğini ve bu olumlu sonuçların insanları daha mutlu ettiğini gördüm.

TERÖR DE OLSA YANARDAĞ DA PATLASA DEVAM
■ Çok büyük organizasyonlarda büyük sanatçılarla çalışıyorsunuz. Bunca yıl ne gibi zorluklar yaşadınız ve nasıl üstesinden geldiniz?
Y.G.O.: 2016’ya dek yaşadığımız zorluklar genel olarak hep operasyonel konularda olurdu. Ancak terörden dolayı sanatçı ve orkestraları İstanbul’a gelmeye ikna etmek, iptalleri önlemek veya iptalin yerini doldurmak, güvenliği sağlamak ve her şeye rağmen etkinliklerimizi gerçekleştirmek hiç kolay değildi. Tüm bu zorlukların üstesinden geldik.
B.Ö.: İyi bir planlama ve hazırlık sorunların büyük bir bölümünü ortadan kaldırsa bile krizler olur. Sabırla dinlemeli, ekiple düşünmeli ve çözüm alternatifleri aramalı.
D.K.: Yılda en az 150 etkinlik düzenleyen bir mekânın hazırlığı önceki sezondan başlıyor. Kâğıt üzerinde her şey düzgün planlansa da bir sürü sorunla karşılaşıyoruz. Sanatçının uçağı kaçırmasından yanardağ patlayıp hava ulaşımının durmasına kadar türlü sorunlar… Bunların üstesinden tecrübeli bir ekiple, soğukkanlılıkla ve çözüm odaklı olarak geldik.
L.Y.: Tiyatro festivali prodüksiyon ağırlıklı bir festival olduğundan her seferinde sorunlarla karşılaştık. Bu sorunların üstesinden gelebilmemizin en önemli noktası da ekip olarak çalışmaktı. Ama artan terör olaylarıyla tümüyle kriz yönetimine girdik. Gelecek topluluklarla sürekli görüştük. Kimini ikna edebildik, kimini de edemedik.
Ö.E.: Kültür politikaları çalışmalarımız etkinlik düzenlemekten çok, düşünce üretimine ve araştırma temelli yayın yapmaya odaklı. Diğer departmanların yaşadığı zorluklardan farklı dinamiklere sahibiz. Ancak zorluklarla baş motivasyonumuz kültür-sanatın gücüne olan inancımız.
D.O.: Seyircileri kazanmak, profesyonel dünyaya derdinizi anlatmak, destekçi bulmak veya kentte farklı mekânlarda var olabilmek gibi çeşitli zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Güzel insanlar ve kurumlarla işbirlikleri içinde olduğunuzda her şey anlam kazanıyor ve zorlukların üstesinden geliniyor.
P.O.: Hepsi sanata, müziğe ve yaptığım işe inancımı pekiştiren, öğretici zorluklar. En zoru geçen yıl sanatçı ve izleyicilerin güvenlik kaygılarını gidermeye çalışırken sözde darbe girişimiyle festivalin neredeyse yarısının iptal olmasıydı. Buna rağmen olayların hemen ardından yapabildiğimiz konserlere devam ettik.
T.O.K.: Venedik gibi suyla çevrili bir şehirde, ulaşım ve prodüksiyon zorlayıcı. Sıcağı çok sıcak, soğuğu bir değişik, her yere yürüyerek, duruma göre bazen koşarak gitmek gereken, kendi kuralları olan bir yer. Ama 6 yılın sonunda işi çözdüm.
G.Ü.: Şahane bir ekiple birlikte zorlukların üstesinden geleceğimize inanarak ve işimizi çok severek çalıştık. Uluslararası işbirliklerimiz, danışmanlarımızla kesintisiz iletişim halinde olmamız olaylara dışarıdan bakma ve farklı yaratıcı çözümler bulmamızı sağlıyor.

4a22d506dd64faac0e188e1818fdb984_k‘NORMALLEŞMESİNDE KATKIMIZ OLDU’
■ Ne yaşanırsa yaşansın etkinlikler durmadı. Devam etmek, sizce nasıl bir mesaj?
Y.G.O.: Mesajımız yaşama sevincimizi ve merakımızı kaybetmemek, inatla iyi ve güzeli aramaya devam etmek.
B.Ö.: En iyi olduğunuz şeyi yapmaya devam etmek, sanatsal etkinliklerin birbirimizle ve dünyayla olan ilişkilerimizi ne denli güçlendirdiğini bilmek, yerel ve uluslararası işbirliklerini güçlendirmek, sanatın ilham veren gücüne inanmak bizi ve izleyicilerimizi bir araya getiriyor.
D.K.: Kültür-sanat etkinliklerini sadece “iyi vakit geçirmek” algısından çıkarıp birleştirici ve iyileştirici gücünü göstermek, işinizi en iyi şekilde yapmaya devam etmek, insanlığı koruyarak, güzellikle cevap vermek demek. Bu yılın sezon açılış partisini dolu görmek mutluluk vericiydi.
L.Y.: Bırakmak ya da durmak bir çözüm değil. Devam edeceğiz ki ayakta durup devam etmek gerektiği mesajı yayılsın, görülsün. Etkinliklerimizi takip eden seyircilerimizi de kutlamalı.
Ö.E.: 45. yılını kutlayacak bir kurumuz, bunca yıl pek çok zorlu döneme rağmen faaliyet alanından ödün vermemiş olması verilecek en önemli mesaj.
D.O.: Hayatın devam ettiğine ve devam edeceğine dair bir mesaj… Sanat yoluyla diyalog kurmak ön yargıları yıkacak gerginlikleri hafifletecek, çözüm aramak için sebep olacak ve umarım uzun vadede “kötülükleri” ortadan kaldıracak.
P.O.: Asıl işi sanatçılar yapıyor ve etkinlikleri hayalden gerçeğe dönüştüren seyircilerin varlığı. Meryl Streep’in Carrie Fisher’in sözlerini andığı konuşması epey konuşuldu “Kalp kırıklıklarınızı alın ve sanata dönüştürün.” Her şeye rağmen kültür-sanat ortamının devam etmesiyle İstanbul’da yaşamın biraz olsun normalleşmesinde katkımız oldu.
T.O.K.: Devam eden faaliyetlerin iyiliklerin bitmediğinin, güzelliklerin bir şekilde, ne yaşanırsa yaşansın inatla devam ettiğinin, edeceğinin mesajı olduğuna inanıyorum. Yani evet, kötülük varsa burada da inatla, direnci kırılmadan devam eden, bitmeyecek güzellikler, zarafet var.
G.Ü.: En önem verdiğimiz ilkelerimizden birisi süreklilik ve kendini sürekli yenileme. İKSV’nin deneyimli ekibinin desteği ve sinemacıların işbirliğiyle zor zamanlarda da çalışmalarımızı ve faaliyetleri devam ettirmeyi bugüne kadar sürdürdük.


‘TİTİZLİK, DETAYCILIK VE MÜKEMMELİYETÇİLİK İKSV KADINLARININ DNA’SINA İŞLENMİŞ’
■ İKSV kadın çalışanlarının sayıca fazla olduğu bir kurum. Bunu bir ayrımcılık olarak düşünmeyin, kadınların çoğunluğunun işlerde nasıl bir etkisi oluyor?
Y.G.O.: Kadınlar işlerini tesadüfe bırakmaz, ince eleyip sık dokur. Titizlik, detaycılık ve mükemmeliyetçilik İKSV kadınlarının DNA’larına işlenmiş.
B.Ö.: Her şeyden önce birbirimizden çok besleniyoruz. Kadın çalışanların ve direktörlerin çoğunlukta olması birçok uluslararası kurumdaki meslektaşımızın da dikkatini çekiyor. Daha genç kuşak kadınlar içinse motive edici.
D.K.: Kadınların çoğunlukta olduğu bir ekip, düzen ve organizasyon becerisi yüksek bir ekip demektir. Birey olarak çok güçlü insanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sağlam bir ekip ruhu…
L.Y.: Birbirimizi daha iyi anlıyor ve dinliyoruz. Yeniliklere açığız. Kadın olarak özel yaşamımızdaki gibi aynı anda çok farklı işleri yapabilme özelliğini işimize de taşıyoruz.
Ö.E.: Eurostat’ın 2016 Kültür İstatistikleri’ne göre, Türkiye’de çalışan kadın oranı yüzde 30’a yakın, bunun neredeyse yarısını kültürel istihdamdaki kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de birçok kültür kurumunda çalışanlar ağırlıklı olarak kadınlar. Bu alanın gelişiminde, zekânın yanı sıra işin içine içgüdülerini de katan kadınların rolü önemli.
D.O.: Pozitif olsa da bir ayırım yapılmamalı ama kadınların aynı anda birden fazla işi yürütebilmesi katkı sağlayıcı oluyor.
P.O.: Sanatçıya, izleyiciye, sponsora bir yıl sonra gerçekleşecek festivali izah etmek, heyecanımızı tutkuyla aktarmak konusunda avantajlı olduğumuzu düşünüyorum. Liderlik ederken ilham vermek, ekiplerimizi güçlü kılmak için duygularımızı da bir araç olarak devreye sokuyoruz.
T.O.K.: Bu soruya kadınlar özelinde cevap vermek istemem; kadın ya da erkek, çalışanlar büyük özverilerle, çok severek çalışıyor. Bu vakfın yaptığı işler detaylarla titizlikle ilgilenen, mükemmeliyetçi kadın ve erkeklerin ortak emeğinin sonucu.
G.Ü.: Türkiye’de yönetici pozisyonlarında kadın sayısı az, ancak bizim gibi çoğunlukta olduğu bir ortamlar fark yaratıyor. Bu bir tesadüf değil. Kadınlar azimle şartlarını zorlayarak ve umutsuzluğa kapılmadan keyifle çalışmaya hep devam etti.

■ Çalışırken eğlendiğiniz ve dost olduğunuz ortada ama yine de sürekli kriz yönetiyorsunuz. Kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?
Y.G.O.: Meraklı olup öğrenmekten ve keşfetmekten vazgeçmemek ve yaptığımız işten müthiş bir zevk almak. Yeni bir eser, besteci ya da yorumcu keşfetmek, üzerinde çalıştığım bir fikri sonuca ulaştırabilmek beni çok motive eder.
B.Ö.: Her seferinde daha iyisini yapmak üzere çalışırım. Ekip çalışması çok önemli. Herkesin yaptığı işten memnun ve hep yeni şeyler öğrenerek devam etmesini isterim. İzleyiciler için ilham verecek bir sergi yapabilmek, sanatçılara yeni işler üretmeleri için bir alan açabilmek, sanat tarihinde bienallerle iz bırakmak mühim.
D.K.: Kendimi bildim bileli müzik dinledim, en büyük tutkumu kariyere dönüştürebildim. Motivasyonumun düşünce bunu ve ailemin verdiği destekleri kendime hatırlatırım
L.Y.: Festival programı için sürekli neyin daha iyi olabileceğini düşünmek, araştırmak ve olabildiğince çok oyun izlemek Konuşmak, paylaşmak ve hayaller kurmak…
Ö.E.: Aslında geçe yıl “Etik İlkeler Yönetmeliği” başlıklı bir belgede topladık. Bu çalışmadaki prensiplerin birkaçı şu şekilde: İnsan hakları ve onuruna saygı göstermek, ayrımcılık yapmamak, dürüstlük, bilgi paylaşımını önemsemek…
D.O.: İşimi çok severek yapıyorum sanırım en büyük motivasyonum bu ve beraber çalıştığım insanların keyifle çalışması.
P.O.: Karar alırken ayaklar yere basmalı ama tutkuları köreltecek kadar değil. Düzenli ve planlı olmak çok gerekli ama yaratıcılığı kısıtlamadan. Ekibimle bir arada olmak, İKSV’deki dostluklar, Türkiye’den sanatçılarla iletişim ve sohbetler çok motive edici. Tabii ki kulaktan eksik olmayan müzik…
T.O.K.: Aşırı düzenliyim, bu hayatımı kolaylaştırsa da bazen çevremdeki insanları bunaltıyor bence. Kibarlıktan bir şey söylemiyorlar ama hissediyorum. Çok sıkılmışsam, odaları turlayıp ayaküstü 10 dakika sohbet edip gülüyorum, bu bana çok iyi geliyor.
G.Ü.: Devamlılık, güvenirlik, tarafsızlık ve sürekli iletişim halinde olmak, çalışırken ekibi geliştirmek ve sorumlulukları paylaşmak ve kendini yenilemek.

ece ulusum - iksv kadınları

***
Onların 2017 sanat takvimlerinde neler var?
■ Bu yıla dair planlarınız neler?
Y.G.O.: Bu yıl Venedik Bienali ve farklı sanat disiplinlerini bir araya getiren Manchester Festivali’ni görmeyi çok istiyorum.
B.Ö.: 2017 güncel sanat dünyasında çok yüksek tempolu bir yıl olacak. Skulptur Projekte Münster, documenta14, 57. Venedik Bienali etkinliklerini merakla bekliyorum. Ayrıca bu yıl Christine Tohme’nin küratörlüğünü üstlendiği Sharjah Bienali de önemli.
D.K.: Yeni isimler keşfetmek için gittiğim “showcase” festivalleri var. Hollanda’daki Eurosonic ilkiydi. Brighton’daki The Great Escape, Primavera ve Zeytinli Rock Festivali’ne gideceğim.
L.Y.: Bu yıl 2018’de gerçekleşecek tiyatro festivalinin hazırlık yılı. Birkaç ay içinde programının ana hatları oluşmalı. Seyahatlerin, toplantıların yoğun olduğu dönemlerdeyiz.
Ö.E.: Şubatta “katılımcılık” konusunu odağa alan altıncı kültür politikaları raporumuzu yayımlayacağız. Dr. Ayça İnce, araştırmacı Rumeysa Kiger ve ekip arkadaşım Ceren Yartan ile çalıştık. Bu yıl Avrupa Vakıflar Merkezi’nin Varşova’da düzenleyeceği yıllık konferansı var. Buluşmada, Koç Vakfı, Sabancı Vakfı gibi vakıflarla bir araya gelmek yeni işbirliği projelerinin nüvelerinin atılmasını sağlıyor.
D.O.: Bu yıl içinde görmeyi arzuladığım etkinlikler Slovenya’daki Biennial of Design Ljubljana, HOU Hanru, LIU Xiaodu ve MENG Yan tarafından küratörlüğü yapılacak Bi-City Biennale of Urbanism. Ayrıca Londra Tasarım Müzesi’ni gezip Elbphilarmonie’de bir konser dinlemek istiyorum.
P.O.: Salon’daki konserleri takip etmek, 60. Monterey Caz Festivali’ni, 25. Londra Caz Festivali’ni izlemeyi çok istiyorum.
T.O.K.: İstanbul Modern’daki Liman sergisini merak ediyorum, 15. İstanbul Bienali’ni bekliyorum. Keza Sharjah Bienali ve Documenta’ya da gitmek istiyorum. Lauryn Hill’i canlı dinlemek, ama başka bir seneye kalacak.
G.Ü.: Uzakdoğu’daki festivaller ve etkinliklere gitmek oradaki sinemacılarla tanışmak ve yeni yaklaşımlar, yöntemler deneyimlemek istiyorum.

‘Hosteslik, ofis içi asistanlık, rehberlik, çevirmenlik, hatta şoförlük bile yaptım ve sonunda…’
■ Kurumdaki güzel anılarınız, hayalleriniz…
Y.G.O.: Etkinliklerimizi gerçekleştireceğimiz, İKSV’ye ait teknoloji ve akustik harikası bir kültür merkezi ortak hayalimiz. En mutlu eden an, 2011’de El Sistema’nın kurucusu José Antonio Abreu ve Gustavo Dudamel yönetimindeki Simon Bolivar Senfoni Orkestrası’nın “El Sistema Konserleri” olmuştur. O konserler sayesinde Barış için Müzik Vakfı ve orkestrasını tanıma ve birlikte çalışma fırsatı bulduk.
B.Ö.: Bienal ekibine davet edildiğimde dünyalar benim olmuştu. 14 yıl sonra bu kararımın ne kadar doğru olduğunu hissetmek ve öğrendiklerim hem bir iş hem de hayat tecrübesi oldu. Bir de 8. Uluslararası İstanbul Bienali’nde ilk kez Diyarbakır’ı ziyaret etmiştim. O programda yer almak ufkumu çok açtı.
D.K.: Salon’un o zamanki direktörü Bengi Ünsal’ın yardımcısının ayrılacağını duyunca onunla çalışmak istediğimi söyledim. İlk günümde şimdi beraber eş direktörlük yaptığım Egemen Eti ile tanışmam. Salon’la ilgili aklıma gelen en güzel anlardan biriyse geçen yıl sahnede Yndi Halda varken yapılan evlilik teklifi sürpriziydi.
L.Y.: Yakın zamandaki en mutlu anım Berliner Ensemble’ın Üç Kuruşluk Opera ile sahne aldığı ilk gece, oyun sonrası topluluğun sanat yönetmeni Claus Peymann’ın beni yanına çağırıp sahnede izleyicilerin önünde teşekkür etmesi. Ayrıca Zingaro’yu unutamam. Çok karmaşık, büyük bir işti. 36 atın bir kargo uçağında İstanbul’a gelişi, buna ek olarak 22 TIR’la gelen malzemeler…
Ö.E.: Paris’te staj yaptığım kurum, Türkiye ve Fransa arasında imzalanan ikili bir anlaşma sonucunda İKSV ile partner oldu. Ben de “Fransa’da Cezayir Yılı”na denk gelen stajım sırasında dile getirdiğim, bir gün Fransa’da Türkiye yılını gerçekleştirme hayalime tam 6 sene sonra ulaşmış oldum. 2008’in sonbaharında İKSV’de çalışmaya başladım.
D.O.: Luvr Apartmanı’ndaki ilk günümün hayatımda ne kadar büyük bir değişime yol açacağını hayal edemiyordum. En mutlu anım bir etkinliğin veya bienalin açılışı oluyor.
P.O.: Üniversite öğrencisiyken, etkinlilerde rehber, karşılama ve desk görevlisi, ofis içi asistanlık, çevirmenlik, hatta bir keresinde şoförlük bile yaptım! Ardından İstanbul Caz Festivali’nde çalışmaya başladım. En mutlu anım da 2005’te genç yaşta direktör olarak atanacak kadar bana güven duyulması. Daha var; 2007’de Şan Tiyatrosu’nun kalıntılarındaki Antony and the Johnsons konseri, darbe girişiminin ardından umut veren Joss Stone…
T.O.K.: İlk günlerden vakfın içindeki rahat iletişim ve çalışanlar arasında gördüğüm iş arkadaşlığının dışında dostluğa dönüşmüş ilişkiler, “Burada uzun yıllar çalışabilirim” dememi sağlamıştı. Bu düşüncem değişmedi. Vakıf için hayalimse bir gün kendi etkinlik mekânının olması.
G.Ü.: Her yıl tüm hazırlıkları tamamladıktan sonra atölyelerde projelerle çalışmaya başladığımız an en keyifli zamanlarımız. En mutlu olduğum an ise 2015’te ilk Creative Europe fonunu aldığımız zaman…

Ekran Resmi 2017-01-29 13.18.28
Biz fotoğraf çekimini yaparken içeri usulca İKSV’nin genel müdürü Görgün Taner girip telefonuyla fırsat bulmuşken fotoğraflarını çekti. Taner, “Onları her zaman bir arada görmek mümkün değil, fotoğraf çekeyim” dedi.

**
Aslında her birine “İş dışında neler konuşuyorsunuz?” diye sormuştum ama hepsinin cevabı aynı oldu: “Hayatı, her şeyi. Bizler hem iş arkadaşıyız hem de yakın dostuz.”

Ece ULUSUM

 

Related Posts

Doğu Demirkol: Murat Abi Hazar’ı, ben Bennu Abla’yı kapatacaktım

Gökcan Sanlıman: Yasaklanmak dikkate alınmaktır

Angus & Julia Stone: Menemen favorimiz

Venedik’te sorgulama ve üretme ‘Vardiya’sı

Oscar kadınlara gidiyor

Modaya yön veren fikirler