ersinalok_renkli1

60 yıldır deklanşöre bastığı anda çıkan sesin peşinden giden, NASA’da dört fotoğrafı olan Ersin Alok, 11 milyon dialık arşivinin geleceğinden ümitsiz: “Ben ölünce arşivim de ölecek”
Ersin Alok, Türkiye’de fotoğrafçılık denilince ilk akla gelen isimlerden biri… 60 yıldır birçok ilke de imza attığı işini tutkuyla yapmaktan vazgeçmiyor. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde prehistorik dönem ve sanat tarihi araştırmaları da yapan Alok, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Enstitüsü’nün kurucularından da biri. NASA’nın uzay boşluğuna gönderdiği fotoğraflar arasında dört fotoğrafı da bulunan Alok’un, İstanbul Beyoğlu’nda, Postacılar Yokuşu’ndaki 45 yıllık stüdyosunun her köşesinde mesleğine olan tutkusunun ve emeklerinin izleri var. Stüdyodan içeriye girer girmez karşınıza müthiş arşivi çıkıyor. Gözlerimizdeki heyecanı fark eden Alok, hemen fotoğrafın kendisi için ne anlama geldiğini anlatmaya koyuluyor: “Ben fotoğrafı çekerken yaşıyorum. Zaman, geriye dönüşe imkan vermese de bir fotoğraf sayesinde o anı gördüğünüz anda yeniden yaşayabiliyoruz. Bu nedenle fotoğraf beni çok heyecanlandırıyor. Deklanşöre bastığımda duyduğum ses, yaşamın adı gibi geliyor bana. Fotoğrafı çekerken zihnimde çaldığım kapıdan gelen ses de Özdemir Asaf’ın ‘Kim o? ‘Kim o’ deme boşuna… Benim ben. Öyle bir ben ki kapına gelen, baştan başa sen…’ dizeleri oluyor.”

60 YIL KAYA RESİMLERİNE BAKTIM
Çocukluk hayali dağlara çıkmak olan ama dağlarda başı boş gezmek yerine, işe yarar hale getirmek isteyen Alok’un aklına ilk gelen alan psikoloji ve prehistorya olur. “İlk insan kalıntılarını bulmak başımı döndürüyor” diyen usta fotoğrafçı bu tutkusunu şöyle anlatıyor: “İlk insanlar 25 bin yıl önce kendileri için önemli olanı çizmek istedi. Onlar, bu resimleri kayalara gerek taşları döverek, gerekse kendi kanlarını kireçle karıştırıp çizdi. Onların ne anlatmak istediklerini ve nedenlerini öğrenmek istiyorum. Sarp dağları ve Kağızman Dağı’nı bizzat kendim keşfettim. Fotoğrafladım, yazdım ve dünyaya anlattım. Kendimi Orta Asya, Çin, Hindistan ve Afganistan’da buldum. Geleceğe çok şey anlatan bu kayalara en az 60 yıl baktım, mutluyum. Günümüzdeyse kaya üstü resimlerimiz yok ama akılcı bir boya kullanıyoruz; iletişim ve sanat. Bana göre sanat, şuur ve şuur altı materyallerin birlikte çalışmasıyla iç dünyanın dış dünyaya açılması halidir.”

İNSAN AKLINI ARIYORUM
Yıllarını kaya fotoğrafçılığına ve dağlara veren 76 yaşındaki Alok, endüstri binalarının da yalnızca mimarlar için değil, endüstri fotoğrafçıları için de ilham kaynağı olduğunu söylüyor. Ona göre endüstri fotoğrafçıları, taş yığını olarak değerlendirilen binaların en estetik halini gösterme konusunda iddialı eserler ortaya koyuyor. Alok, endüstri fotoğrafçılığına yönelme macerasının nedenini insan aklını aramak olduğunu anlatıyor: “Yapılar, insanlık tarihinin en derin iz bırakan adımlarıdır. Ben de bu adımları fotoğraflamak istedim. Fabrikalar yaptık, elektriği bulduk, doğayı değiştirmeye başladık. İnsan aklı, gerçekten de doğaya karşı ama doğanın içinde olan balı emiyor. Doğayı o kadar değiştirdik ki, o bize tokat atmaya başladı. Yaşadığımız dünya yeniden kurgulanıyor. Bu kurgu yalnız bize değil, evrene de güzellikler getirecek.”

5 MİLYON DOLARIM YOK
Eli fotoğraf makinesini ustaca kavradığından beri çektiği bütün dialarını saklayan fotoğrafçının arşivinde tam 11 milyon dia var. Ersin Alok hayatını adadığı ve geleceğe kaynaklık ettiğini düşündüğü arşivine sahip çıkan biri olmadığı için çok üzgün: “Diaların ömrü yedi yıl. Elimdeki 11 milyon dialık arşivin Türkiye’de eşi benzeri yok. Örneğin; 1953’te Anadolu topraklarında neler olduğunu görmek sizce de önemli değil mi? ‘Bu arşiv yok olmamalı’ desem de maddi sorunlar var. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ne tartışmalar yaşadık ama hiç ilgilenmediler. Bu kadar düzgün ve uzun ömürlü bir arşivin maliyeti yaklaşık 5 milyon dolar. Böyle yüksek bir maliyeti ödeyebilecek gücüm yok. Zaten ölünce de dialarımla ilgilenen birinin olacağına inanmıyorum. Şu anda sahip çıkan yok ama ben hayatta olduğum sürece elimden geleni yapacağım.”

YAŞ, ASLA ENGEL DEĞİL
“Yorulmak nedir bilmem” diyen cesur fotoğrafçı, hâlâ yüksek dağlara tırmanıyor ve dalışlar yapıyor. Onu görenler hayrete düşüyor ama o onlara kulak asacağına yoluna devam ediyor. Alok’un içindeki dağcılık ve keşfetme tutkusu alevlenince çantasını hazırlıyor ve gidiyor. Yakın zamanda Hazar Denizi’nin suları çekildiğinde ortaya çıkan kaya resimlerini duyar duymaz hemen oraya gitmiş. Şimdi bu deneyimini kitaplaştırmakla meşgul. Basılı 24 kitabı olan Alok’un Nalçik’te Işığı Ararken adlı son kitabı da önümüzdeki aylarda yayımlanacak. Alok’un fotoğrafa gönül verenlere de bir de tavsiyesi var: “Fotoğraf çekenlere önce beyinlerinin arkasındaki makineyle sonra ellerindekiyle çekmesini öneriyorum. Aşk olmadan olmaz, bunu unutmayın.”

UZAYLILAR DA FOTOĞRAFLARINI GÖRDÜ
“Eski dostum Prof. Hakkı Ögelman NASA için çalışıyordu. 1977’de bir telgraf gönderdi ve en sevdiğim 100 fotoğrafımı istedi. Ben de yolladım ve birkaç ay sonra dialarımı geri gönderdiğinde dört tanesi eksikti. Tabii onlar benim kıymetlilerim, ben de hemen Ögelman’a bir telgraf çektim. Bana durumu anlatınca nasıl da şaşırmıştım! NASA bir hayat belirtisi bulmak ve dünyayı başka formlara anlatmak için ya da dünyaya bir şey olması halinde bir iz kalması adına uzaya bir paket fırlatmış. Su (H2O) sinyali veren bu paketin içinde birçok fotoğrafçıdan alınmış fotoğraf ve çeşitli bilgiler yer alıyormuş. Benim de dört fotoğrafımı seçmişler. Ben yok olsam da onlar yok olmayacak. Seçilen fotoğraflardaki manzaralar, Kapadokya’daki peribacaları, Tuz Gölü, Hakkari’de bulunan Ciro Dağları ve Florida’daki Bay Gölü.”

PORTREDEN NEFRET EDERİM ASLA ÇEKMEM
Ersin Alok’a neden portre fotoğrafı çekmediğini sorduğumda ise yüzünü buruşturuyor ve oldukça sert bir ifadeyle “Portre fotoğraflarından nefret ederim ve asla çekmem. İnsanın yüzü biriciktir, kişiseldir. Karşımdakinde hissettiğimi ve onunla aramızdaki ilişkiyi sadece ben görebilirim, fotoğrafın bunu göstermeye gücü yetmez” diyor. Kendisine portre fotoğrafı çekmeye bu kadar karşı çıkan bir fotoğrafçıyla ilk kez karşılaştığımı söyleyince anlatmaya başladığı bir Tibet anısı, aslında ne anlatmak istediğini daha iyi açıklıyor:”Büyük Larousse ansiklopedisi için bir iş almıştım. İşim dünyadaki belli başlı mabetleri çekmekti. Dört buçuk aylık gezinin sonunda gizemli bir mabet kaldı, Tibet. İşimi bitirdiğim zaman rahip geldi ve bana ‘Sen bu makineyle hiçbir şey yapmadın. Bil ki, sen buranın aslında ne yaptığını bilmiyorsun. Bu mabet sevgiyi anlama ve öğretme mabedi. Sen sadece taşları fotoğrafladın. Sevginin nasıl alınıp verileceğini bilmiyorsun, burada kal ve öğren’ dedi. Bunun üzerine ben de dört gün daha kaldım. Orada sevginin nasıl yaşandığını ve başka birçok şeyi öğrendim. Senin dışında var olanlar içinde olmuyorsa, onu görmen mümkün değil. Hele fotoğrafını çekmen hiç mümkün değil. İçindeki kıymet, senin için var olandır.”

fsdfas

ERSİN ALOK’UN İLKLERİ
Türkiye’de, ilk olarak 360 derecelik görüşle, eskiz olarak fotoğraf çekimini gerçekleştirdi (1986).
İlk Kızıldeniz dalışını gerçekleştiren Türk fotoğraf sanatçısı.
Türkiye’de Milli Parklar’ın kurulmasında çalışmalar yaparak, bunlarla ilgili fotoğrafik belgeleri saptadı (1966).
Türkiye’nin ilk DIABANK’ını kurdu (1967).

Ece ULUSUM

http://www.sabah.com.tr/pazar/2014/01/05/yeryuzunde-11-milyon-uzayda-dort-fotografi-var

Related Posts

Doğu Demirkol: Murat Abi Hazar’ı, ben Bennu Abla’yı kapatacaktım

Angus & Julia Stone: Menemen favorimiz

Venedik’te sorgulama ve üretme ‘Vardiya’sı

Oscar kadınlara gidiyor

Modaya yön veren fikirler

Türker İnanoğlu: Hepsi gitti ağlamamak elde değil